5 Haziran 2018 Salı

AZİZ YILDIRIM-ALİ KOÇ

Tüm dostlarım çok iyi Fenerbahçeli olduğumu bilir. “Mutluluk Fenerbahçeli olmaktır” başlıklı yazımda, okumayı bile Fenerbahçe sayesinde söktüğümü anlatmıştım. Geçen hafta sonu tarihi bir kongre yapmak yine bize nasip oldu. Hiçbir rakibimizin yaşamadığı bir şekilde kongremiz Türk basınında aynen 24 Haziran’da yapılacak seçimler kadar gündem olmayı başardı. İki değerli, yürekten Fenerbahçeli aday yarıştı bu kongrede.


Biri 20 yıldır kulübümüzün başkanlığını yürüten, 3 Temmuz 2011 tarihinden itibaren FETÖ ile mücadelesi adeta bayraklaşan, değerli komutan Semih Çetin’in ifadesiyle “Sarı-Lacivert duvar”ın en önündeki savaşçı, yeni başkanımızın ifadesiyle Efsane Başkanımız Aziz Yıldırım, diğer yanda da bulunduğu konum itibariyle belki de çok farklı bir dünyada yaşayabilecekken yüreğindeki Fenerbahçe sevgisi nedeniyle elini her dönem taşın altına koyan, 3 Temmuz sürecinde yönetimimizde dik duran, işadamından çok Fenerbahçe taraftarı görüntüsüyle hafızamıza kazanan Ali Koç. Yarışın galibi Ali Koç oldu. Gelecekte yazacağımız destanların altında da Ali Koç’un imzasının olmasını kongre üyesi sıfatıyla değil bir Fenerbahçe taraftarı olarak temenni ediyorum. Bu yazımda taraftarların tabiriyle Aziz Başkan’ın yaptıklarını ve Ali Koç’tan beklentilerimi tarihe not düşmek istedim.

Önce Aziz Yıldırım’ı ele alayım. Ona kızanlar Aziz Başkan’ın gerilim tavrını sürekli gündemde tutmaya çalışırken, benim aklıma hem Fenerbahçe’ye hem Türk sporuna kattıkları o ilkler geldi.  Evet Aziz Yıldırım’ı seversiniz sevmezsiniz o ayrı meseledir ama spor ve özelde de futbol dünyasına kattıklarını inkar edemezsiniz. Bizler inkar etsek bazı konularda Türk spor tarihi onu özel bir yere oturtacaktır. Zaten aşağıda yazacaklarıma kimsenin itiraz edeceğini de sanmıyorum. Aziz Yıldırım’ın hem kulübümüze hem de spor dünyasına kattıkları listemde öne çıkanlar şunlardı:

- Aziz Yıldırım Fenerbahçe kulübü başkanlığına seçildiği 1998 yılı şubat ayından sonra ilk hamlesini, daha sonra başkanlık sürecine damga vuracak olan tesisleşme ile başladı. Hatırlayın hepiniz. Türkiye’de stadyumlar, tesisler inanılmaz derecede kötü, çağın gerisindeydi. Yıldırım’ın göreve gelmesinden sadece bir yıl sonra 1999’da mevcut stadyumumuzun yapımına başlandı. Takımımız başka sahalara mahkum olmaması için tribünler tek tek yıkıldı ve bu nedenle inşaatın tamamlanması 6 yılı buldu. Ancak sonunda Türkiye’nin ilk örnek stadyumu yapılmıştı. Yıllar yıllar sonra diğer takımların stadyumları yapıldı.

- Yine şimdiki adıyla Fenerbahçe Ülker Stadyumu, benim sevdiğim, andığım adıyla Fenerbahçe Stadı’nın yeni halini almasında bir önemli ayrıntı daha vardı. Stadımız, Aziz Yıldırım ve yönetimlerinin girişimleriyle sadece ve sadece Fenerbahçe’nin imkanlarıyla yapıldı. Devletten tek kuruş destek alınmadı, sponsorlar bulundu ve bu kaynakla stadyum inşaatı bitti. Stadımızın bu özelliğinin altını çizelim: Fenerbahçe Ülker Stadyumu, kulübü tarafından yaptırılan TEK stadyum özelliğini taşımaktadır. Diğer takımların stadyumları tamamen devlet desteği ve imkanlarıyla inşa edildi. Mabet olarak adlandırdığımız stadyumumuz gurur kaynaklarımızdan biridir ve altında Aziz Yıldırım’ın imzası vardır. Yıllar boyunca “Bu stadın ismi bir gün Fenerbahçe Aziz Yıldırım Stadyumu olarak değiştirilecektir” diye içimden geçirdim. Tabii gerek son yaşananlar gerek gelecekte ne yaşanabileceğini bilemediğimiz için bu değişiklik gerçekleşir mi onu kestirmem mümkün değil.

- Türkiye’de kendisine ait bir basketbol salonu olan tek kulüp Fenerbahçe Spor Kulübü’dür ve bunun altındaki imza da yine Aziz Yıldırım’a aittir. Fenerbahçe Ülker Arena, basketbol takımımızın birçok zaferine şahitlik etmiştir ve bundan sonra da etmeye devam edecektir. Basketboldaki zaferlerimizi tekrar hatırlatmama elbette gerek yok.

- Türkiye’nin ilk spor kulübü televizyonu Fenerbahçe TV’de Aziz Yıldırım döneminde kurulmuştur. Fenerbahçe TV yine ilk HD yayın yapan spor kulübü kanalıdır. Fenerbahçe TV’yi sonra diğerleri takip etmiştir.

- “Hedef 1 milyon üye” kampanyasıyla kulüp, taraftarlarına açıldı. Bu sayede son kongrede gördüğümüz binlerce üye kazanıldı. Bu da Türk sporunda bir ilkti.

- Fenerium gibi bir marka Aziz Yıldırım döneminde ortaya çıktı. Diğer kulüplerin markalarının gelişimi Fenerium’un gelişiminden sonraya denk gelir ve öncülüğü yine Fenerbahçe yapmıştır.

- Amatör şubelere katkıları, Düzce Topuk Yaylası başta olmak üzere tesislerin yapımını söylemeye gerek yok.

- Ülke yönetimini ele geçirmeye bir terör örgütü, kulüp olarak sadece Fenerbahçe’yi, lider olarak da onun başkanını hedef aldı. Çeşitli kulüplerden alınan isimler, belki de tepkileri azaltmak için Fenerbahçe’nin hedef alınmasını perdelemek amaçlıydı. Ama hedefin Fenerbahçe ve onun başkanı Aziz Yıldırım olduğu çok açıktı. İşte Türk spor tarihinin ilki de 4 Temmuz 2011’de başladı. Aziz Yıldırım ve yöneticiler içeride, milyonlarca taraftar sokaklarda büyük bir direniş başlattı. Her türlü kumpas yayınlarına karşı çıkan ve “Gerçeklerin bir gün ortaya çıkma gibi bir özelliği vardır” inancını taşıyan milyonlar, sonunda FETÖ kumpasını çökertti. Bu da Türk spor tarihinde bir ilk olma özelliği taşıyor.

- Aziz Yıldırım sadece Fenerbahçe’ye büyük katkılar yapmadı, diğer kulüplerin de gelirlerini artırmada da büyük hamleler gerçekleştirdi. Maç yayınlarındaki havuz sisteminin mimarı Aziz Yıldırım’dı.  Örneğin yayın gelirlerinin yükseltilmesi, birçok Anadolu takımına atılım yapma fırsatı verdi. Bunu ilk gündeme getiren ve hayata geçmesi için yıllarca mücadele veren yine Aziz Yıldırım’dı.

İlk olmasa da sportif başarı konusunda da birkaç cümle eklemek isterim. Futbolda başarı konusunu 3 Temmuz öncesi ve sonrası diye ayırmakta fayda olacağını düşünüyorum. 2010-2011 tarihinde şampiyon olduğumuzda 18’inci şampiyonluğumuzu kazanmıştık. Bu dönem Galatasaray’ın 17, Beşiktaş’ın da (sonradan ne hikmetse 2 eklenen) 13 şampiyonluğu vardı. 3 Temmuz sonrasında ise Fenerbahçe 1 şampiyonluk kazanmasına rağmen Galatasaray 4, Beşiktaş ise 2 şampiyonluk kazandı. Burada 3 Temmuz etkisi kesinlikle kendisini belli ediyordu. Kumpaslar dönemindeki Baransuvari yazıları nedeniyle Türk milletininin tepkisini çeken, sonra hükümete yaklaşmaya çalışan, bir anda spor yorumcusu kesilen bir zat, katıldığı bir programda şu ifadeyi kullanmıştı: “3 Temmuz’da Fenerbahçe’yi yerle yeksan etmeseydik, Galatasaray’ın önü açılmazdı.” Bilgiye mi dayanmıştı bu sözler yoksa başka bir şey miydi, hiçbirimiz öğrenemedik. Öğrenememizde, bu sözler ile ilgili hiçbir soruşturma açılmaması da etkili oldu. Çünkü bu sözler özünde, ezeli ve en büyük rakibimiz, ebedi dostumuz Galatasaray’ı, bu büyük camiayı da hedef alıyordu. Ayrıntılı değerlendirmesi, ayrı bir yazı konusu olan bu mevzuyu bir başka yazıya bırakıp yeniden sportif başarılara dönelim. 2011 öncesinde 2 şampiyonluğu son maçlarda kaybettiğimizi de hatırlayalım. Bunlar gerçekleşseydi, o dönem 1959 sonrası şampiyonluk sayımız 20’ye çıkacak, ezeli rakibimiz Galatasaray ise 16 şampiyonluğa düşecekti. Özetle Aziz Yıldırım dönemini futbolda başarı açıdan mahkum etmeye çalışanların, bu gerçekleri de gözardı etmemesi gerekiyor. Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek final, UEFA’da yarı final konusunu ise bir övünç kaynağı olarak görsem de, ek olarak bunların çok geç kalınmış başarılar olduğu ve daha ileri gidilmesi gerektiği düşüncesini de kanaat olarak taşıyorum.

ALİ KOÇ DÖNEMİNDEN BEKLENTİLERİM

Gelelim bir taraftar olarak yeni başkanımız Ali Koç ile ilgili, spor yazarı olmadığımdan dolayı naçizane diyebileceğim beklentilerime. Gerek kampanya döneminde gerek kongre teşekkür konuşmasında bazı işaretler verdi. Ancak ben yine de önceliklerimi madde madde sıralayayım, yazıma şimdilik nokta koyayım:

- Öncelikle futbolcu kaynağımız olması gereken altyapıya artık bir çözüm bulunmasını ilk sıraya koyuyorum. Çok yetenekli çocuklarımız var ve bunlar ya başka kulüplerce kapılıyor ya da ilgi, disiplin vs. gibi nedenlerle kaybolup gidiyor. Altyapıdaki çocuklarımızı gelecekte ilk 11’de Türk ve hatta Avrupa arenalarında Fenerbahçe formasıyla başarıdan başarıya koşarken görmek istiyorum.

- Sadece Aziz Başkan dönemi değil, geçmişten gelen kronik bir problemi, yani teknik direktör konusunda istikrarsızlığı da ikinci sıraya koyuyorum. Örneğin "şampiyon yapan hocayı gönderdiler" diye eleştirenlerin, Fenerbahçe’yi 7 yıl sonra 1995-1996 yılında şampiyon yapan Pereira’nın kendiliğinden gitmesini de sorgulamasını beklerim. Hatırlayalım ki, Fenerbahçe’nin hoca sorununun sadece Aziz Yıldırım dönemiyle sınırlı olmadığını görelim. Efsane hocalarımız dediklerimiz ya 2 ya 3 sene çalışıyor, 1 veya 2 şampiyonluk yaşayıp gidiyorlar. Fenerbahçe’yi tanıdığım 1984 yılından itibaren yaşanan bu problemin artık ortadan kalkması gerektiği kanaatindeyim. Doğru seçimlerle Fenerbahçeyi belki on yıllar boyu çalıştırabilecek gerçek efsane hocaların olduğu kanaatindeyim. Bu hem istikrarı sağlayarak her yıl sil baştan yapmamızın önüne geçecektir hem de gelecek planlaması açısından bizlere rakiplerimiz karşısında büyük avantaj sağlayacaktır. Belirlenecek teknik direktöre bu gözle bakılmasında fayda olacaktır.

- Taraftarların artık sevdası olan Fenerbahçe’siyle barışması mutlaka sağlanmalıdır. Taraftarlar derken, küçük bir azınlık olduğuna inandığım, kendi çıkarını Fenerbahçe’den üstün tutan, takımını yalnız bırakan, yarın öbür gün en küçük problemde Ali Koç’u da hedef alacak kişiliktekileri değil, büyük çoğunluk olan 30 milyon sevdalıyı kastediyorum. Hepimiz doğru adımları gördüğümüz anda kulübümüzü maddi ve manevi uçuracak güçteyiz. Yeni başkanımıza sesleniyorum: Bize bu ışığı verin, gerisini merak etmeyin.

- 3 Temmuz’da FETÖ tarafından gasp edilen maddi-manevi bütün haklarımızın, hukuk yoluyla mücadelesinin takipçisi olmanızı bekliyorum. Futbol takımımıza yönelik silahlı saldırıyı da bu 3 Temmuz maddesine ekliyorum. Dünya Fenerbahçe-Aziz Yıldırım mucizesini konuşurken yapılan bu hamlenin maddi ve manevi kayıpları büyük oldu. Bunu yapanlardan mutlaka hesap sorulması büyük olumlu bir psikolojik etki yapacaktır. Bu, sizin başkanlığınızın da tarihe geçmesinin önünü açacaktır. Büyük Fenerbahçe taraftarının beklentisini boşa çıkarmayacağınızı umuyorum.

Hiç yorum yok: