20 Mart 2018 Salı

ZEYTİN DALI MESAJLARI

Türk Silahlı Kuvvetleri ve onun komutasındaki ÖSO unsurlarının 20 Ocak itibarıyla Afrin bölgesine yönelik başlattığı Zeytin Dalı Harekatı'nda 18 Mart'ta yani harekatın 58'inci gününde Afrin merkeze girildi ve kent terörist unsurlardan temizlendi. Böylece harekat başka bir evre kazandı. Şimdi önce Afrin merkezde arama tarama faaliyetleri yoğunlaşacak. Terör örgütü militanlarının kentten kaçmadan önce yaptıkları tuzaklamaların temizlenmesi gerek güvenlik güçlerimizin gerek Afrin'de yaşayan sivillerin can güvenliği için büyük önem taşıyor. Bu çalışmalardan sonra da başta Afrin merkez olmak üzere bölgedeki meskun mahallerde kamu düzeninin sağlanması için önemli adımlar atılacak. Ayrıca harekatın devam ettiğini ve terörist unsurların bölgeden tamamen temizlenmesi çalışmalarının süreceğini de ekleyelim.

Önümüzdeki dönem Suriye'de mücadelenin yoğunlaşacağı iki alan öne çıkıyor: İdlib ve Münbiç. İdlib konusu biraz çetrefilli. Onu bir başka yazıya bırakalım. Münbiç konusunda da ABD ile temaslar yoğunlaşacak gibi. ABD'den, özellikle de Pentagon'dan yapılan son açıklama önemli. Amerikan Savunma Bakanlığı açıkça, "Afrin'de yoktuk ama Münbiç'te varız" diyerek Türkiye'ye gözdağı vermeye kalktı. Ancak tüm kaynakların aktardığı şu: ABD Münbiç'te Türkiye ile anlaşma şartlarını zorlayacak. Bunun için de çeşitli teklifler sunduğu gelen bilgiler arasında.

Görünürdeki duruma göre Ankara, Münbiç özelinde ABD ile anlaşmaya soğuk yaklaşmıyor. Ancak yetkililer ABD'li muhataplarına şu konuda olmazsa olmazlarımızı vurguluyor: Münbiç için anlaşma olmasının en önemli koşulu, teröristlerin kentten çıkarılması ve asli sahiplerine verilmesi. Bu ayrıntı önemli çünkü Münbiç ABD-PYD işbirliğiyle işgal edildikten sonra kentte terör örgütüne silah ve militan yığınağı yapılmasının yanısıra çok önemli girişime de şahit olmuştu: Kentin demografisi değiştirilmeye çalışılmıştı. ABD'nin Irak'ı işgali sonrası peşmerge güçlerinin Türkmen ve Arap kentlerinin demografisini değiştirme çabalarının benzerini, Münbiç'te terör örgütü PYD, ABD desteğiyle yapmıştı. Fırat Kalkanı Harekatı'nın sürdüğü günlerde başta Ayn el Arap (Kobani) olmak üzere PYD işgalindeki kentlerden yüzlerce örgüt destekçisi aile Münbiç’e getirilmiş, bu aileler kente yerleştirilirken kentin asli sahipleri Arap ve Türkmenler ise baskı yoluyla ya sindirilmiş ya da göçe zorlanmıştı. Bu durumun gayet farkında olan Ankara, sadece teröristlerin değil kente sonradan yerleştirilen örgüt destekçisi ailelerin durumunu da masaya koyacaktır. Bu politika etnik kökeni ne olursa olsun masum sivilleri hedef almayacaktır. Ancak kentin öz kimliğine kavuşturulması, Münbiç için olmazsa olmaz görünmektedir.

Gelelim yazımızın özüne... Halen devam etmekte olan Zeytin Dalı Harekatı 59'uncu gün itibariyle önemli mesajlar verdi. Bu mesajları tek tek bunu irdelemek faydalı olacaktır:

TÜRK MİLLETİNE: Soğuk Savaş'ın bitmesinden sonra ABD'nin tek süper güç olarak öne çıktığı dönemden itibaren Türk milleti insanlık tarihinde benzeri az rastlanan bir psikolojik savaşa maruz bırakıldı. Batı dünyası bu savaş boyunca, Soğuk Savaş dönemindeki müttefiklikten dolayı halı altına süpürdüğü bütün saldırı araçlarını sahaya sürdü. Amaç, Türk milletinin tarihten gelen o manevi direnç mekanizmalarını kırmaktı.  Bunun için milletimizin en önemli gurur kaynağını teşkil eden tarihimizin, eski AB Türkiye Temsilcisi Karen Foog'un ifadesiyle "hakkından gelmeye" çalıştılar. Örneğin 1990'lardan itibaren sözde Ermeni Soykırımı, Kürtlerin tarih boyunca Türkler tarafından ezildiği, Türklerin tarihinin bir katliam ve barbarlık tarihi olduğu yalanlarını piyasaya sürdüler. O kadar ileri gittiler ki, bir Türk destanı olan Ergenekon ismini Fetullahçı terör örgütü eliyle "terör örgütü" kumpasıyla akıllara zerk etmeye çalıştılar.
Böylece Türk milletinin içinde suçluluk psikolojisi oluşturmak, savunma anlamında gardını indirmek ve örtülü/örtüsüz işgale direnişi kırmayı amaçladılar. Ancak meskun mahal operasyonları, 15 Temmuz direnişi, Fırat Kalkanı Harekatı ve son olarak Zeytin Dalı Harekatı bu psikolojik harbi tarumar etti. Türk milleti yeniden kendine geldi ve bu saldırılara karşı duracak morali kazandı. Bu saldırıların içerideki unsurları artık karşılarında onların yalanlarına karşı sinecek bir kitle bulamıyor.

ABD BAŞTA OLMAK ÜZERE BATI DÜNYASINA: 100 yıllık bölünme haritasını yeniden masaya koyan ve bölgedeki üç ülke ile birlikte Türkiye'yi de parçalamayı hedefleyen koridor projesi çöpe gitti. Tehditlerini sürdürüyorlar ama Türk devletinin artık susmayacağını, ilişkileri bozmamak için ısrarla kullanmadığı zor gücünü sahaya sürdüğünü, ulusal güvenliğimiz söz konusu olduğunda bu gücü kendilerine karşı kullanmaktan çekinmeyeceğimizi gördüler. Türk devletini FETÖ'cülerin örtülü işgali dönemindeki gibi güdemeyeceklerini çok iyi biliyorlar ve ona göre Türkiye'yi durdurma, yer yer de anlaşma yolları arıyorlar. Ajandalarını gizlemek zorunda kaldılar. Hedeflerine ulaşmak için sinsi yolları denemeye başladılar. Bu yolların farkında olduğumuzu görünce de, en azından kazanımlarını elde tutmanın derdine düştüler. Ancak terör örgütleriyle ilişkilerinin afişe olması nedeniyle işleri kolay olmayacak. Türkiye ise şu mesajı çok net iletti: "Müttefikliğimizin devamı için ulusal güvenliğimizi hiçe sayan girişimlerinizi durdurun, ilişkilerimizi bağımsız, eşit devletler/güçler olarak sürdürecek politikalara dönün."

RUSYA VE BÖLGE ÜLKELERİNE: Türlü provokasyonlarla dönem dönem karşı karşıya kalmamıza rağmen özellikle 2016 yılı Haziran ayından itibaren kurulan iletişimin kazanımını Ruslar çok iyi biliyor. ABD'nin bölgedeki büyük taarruzunu Türkiye ile işbirliği sayesinde önledi. Türkiye 15 Temmuz'da FETÖ işgaline direnmese ve mağlup olsaydı, bölgede birçok şey Rusya ve diğer bölge ülkeleri aleyhine dönebilir, ABD taarruzu onları da hedef alırdı. Türkiye'nin direnişi ve attığı adımlar, bu ülkelerin parçalanma planlarını da bozdu. Bunu çok iyi gören Rusya, İran ve Irak, Suriye sahasında Türkiye ile bazı ciddi sıkıntılar yaşasa da iletişimi koparmıyor ve ülkemizin dost elini bırakmak istemiyor. Özellikle İran'ın Suriye sahasında Türk politikalarından bazılarından rahatsız olsa dahi bunu açıkça dile getirmemesi ve Astana'daki birliği bozucu hamleler yapmaması olumlu bir gelişme. Rusya ve İran'ın, bu birliği bozmama yönündeki iradesi, kendi kamuoyumuzda Türkiye'yi bu ülkelere muhtaç gösteren art niyetli söylemlerin sahiplerinin suratına şamar gibi iniyor. Çünkü bu bu devletlerin en üst düzey yetkilileri, Türkiye ile işbirliğinin nasıl ülkemiz için olumlu ve önemliyse, kendi ulusal güvenlikleri için hayati önemde olduğunu çok net görüyor ve bunu dile getiriyorlar.

SURİYE KÜRTLERİNE:
Meskun mahal operasyonları ile başlayan süreçte Türk Silahlı Kuvvetleri başta olmak üzere güvenlik güçlerimizin en çok hassasiyet gösterdiği konu başta Kürt kökenli insanlar olmak üzere bütün sivillerin can güvenliğinin korunmasıydı. Gerek meskun mahal operasyonları gerek Zeytin Dalı Harekatı'nda, özellikle sivillerin korunmasıyla ilgili dünya savaş tarihine geçecek başarı sağlandı. Bu başarıda istihbaratçılarımızın da katkısı büyüktü.
Her ne kadar çatışmalar nedeniyle yaşam alanlarında oluşan maddi zararlar ve insanların zihinlerindeki psikolojik etkiler olsa da, Güneydoğu Anadolu ve Afrin bölgesinde yaşayan Kürtlerin güvenlik güçlerimizi sevinçle karşılaması ve desteklemesi bunun en önemli göstergesi. Türkiye'nin benzer hassasiyeti Fırat'ın doğusu ve Münbiç için de geçerli olacak. Bu bölgeler terör örgütü işgalinden kurtarıldığında da örgütün baskısı altında ezilen büyük çoğunluk baskıdan uzak özgür yaşama hakkını kazanacak.

Hiç yorum yok: