21 Mart 2018 Çarşamba

HAFIZA-İ BEŞER NİSYAN İLE MALULDUR: 7 HAZİRAN SEÇİMLERİ SONRASI

Türkiye, terör örgütleri (PKK/PYD-YPG-DAEŞ) ile onların arka planındaki Batılı güçlere meskun mahal operasyonları ile bir taarruz başlatmıştı. Batı dünyası bu taarruza önce terör örgütlerinin silahlı ve bombalı saldırıları ardından da yine başka bir terör örgütü FETÖ eliyle 15 Temmuz işgal girişimi ile yanıt vermek istedi. Ancak terör örgütlerinin saldırılarında hayatını kaybeden vatandaşlarımızın acısının haricinde adeta bir savaşı andıran süreçten galip ayrıldık.


Hendek/barikat mücadelesinde PKK terör örgütü bölgeden temizlenirken, 15 Temmuz sonrasında da FETÖ'cüler devletten ve diğer sızdıkları inlerden çıkarılıp hakettikleri yere, yani cezaevlerine gönderilmeye başladı. Bu mücadelelerde eksikler ve bazı dikkat edilmesi gereken yönler olsa da bu iki terör örgütü adeta hareket edemez hale getirildi. Sonraki hamle Suriye coğrafyasında ülkemizi tehdit eden terör örgütlenmelerine geldi. Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekatları bu çerçevede yapıldı. Zeytin Dalı halen bitmemesine rağmen Afrin bölgesinin büyük çoğunluğu terör örgütü PYD unsurlarından temizlendi, o bölgedeki halk bu teröristlerden kurtarıldı.

Peki Türkiye neden bu taarruzu başlatmıştı. Sonuçta 2015'te devam eden bir çözüm süreci vardı ve bugün PKK/PYD terör örgütlerine destek olan birilerine göre bu süreç aslında bu coğrafyaya barış getirecekti. Öyle miydi gerçekten? Sürecin geldiği noktada barış ve ülke bütünlüğü mü hedefleniyordu? Operasyonlar bu hedefi mi kırdı?

Hafızalarımızı biraz zorlamak, alttan alta halen "7 Haziran seçimlerinde HDP barajı geçince bunlar oldu, Kürtlere savaş açıldı" diyen bazı şahısların art niyetli olduklarını göstermek açısından bir hatırlatma yazısı yazmanın faydalı olduğunu düşünüyorum. Bu arada ekleyelim: Kürt diye kastettikleri aslında PKK terör örgütüydü. Ancak algıya oynamayı çok sevdikleri için insanların beyinlerine PKK'yı Kürtlerin temsilcisi olarak göstermeye çalıştılar. Bu algı operasyonunda başarılı olamadıklarını, Kürt kökenli yurttaşlarımızın hendek/barikat mücadelesi sırasında PKK'yı değil güvenlik güçlerimizin çağrılarını dinlemesiyle çok iyi gördük.

Hatırlayalım. HDP 7 Haziran 2015 tarihinde yapılan genel seçimlerde yoğun propaganda desteği sonucu yüzde 10 seçim barajını geçerek 80 milletvekili çıkarmıştı. Olması gereken Türkiye'nin en önemli siyasi platformu olan Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde bu başarıyı, "Bakın biz artık siyaseten Türkiye partisi olduğumuzu göstermeliyiz, silahlı her türlü şiddet eylemini reddetmeli ve demokratik siyasette yerimizi eylemlerle aldığımızı göstermeliyiz" sözleriyle değerlendirmekti. Ancak öyle olmadı. Yeni seçilen bazı milletvekilleri hemen bölgede görev yapan güvenlik korucularını tehdit ederek "O keleşleri size çevirmeyi iyi biliriz", "PKK sizi tükürüğüyle boğar" demeye başlamıştı. Seçim sonrasında devam eden açıklamalar da bu yöndeydi. Gerek HDP'den gerek PKK terör örgütünden yapılan açıklamalar, sonuçları demokratikleşme için değil Türkiye'yi parçalayacak bir sürece götürmenin başlangıcı olarak gördüklerini gösteriyordu.

DURAN KALKAN: SEÇİM SONUÇLARI TÜRK ULUS-DEVLETİNİ BİTİRDİ

Terör örgütünün elebaşları 7 Haziran seçimlerinden hemen sonra hedeflerini açıklamaya başlamıştı. Örneğin PKK'nın özellikle hendek/barikat taktiğinin örgüt içindeki beyni diyebileceğimiz elebaşlarından Duran Kalkan, örgütün yayın organlarından Serxwebun dergisinin Haziran 2015 sayısında "Yenilen Türk ulus devletidir" ifadesini temel alarak seçim sonuçlarını şu sözlerle yorumlamıştı:

"7 Haziran seçim sonuçları Başur (Kürtçe anlamı Güney-Irak'ın kuzeyindeki peşmerge bölgesi) ve Rojava’daki (Suriye'nin kuzeyindeki PYD işgali altındaki bölgeler kastediliyor) bu mücadelelere hem büyük destek verdi, hem de Bakur’da (Kürtçe anlamı Kuzey-Türkiye'nin Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi ile Akdeniz Bölgesinin bir kısmını niteliyorlar) büyük bir devrim hamlesini geliştirmenin önünü açtı. Biz inanıyoruz ki bu hamle ilerleyecek ve 2015 gerçekten de özgürlük devriminin demokratik özerklik temelinde zafere gittiği, 1990’larda başlayan ulusal diriliş devriminin özgürlük ve demokrasi devrimine dönüştüğü bir yıl olacaktır."

Kalkan, seçim sonuçlarının Türkiye'ye komşu bölgelere yansıması olacağını da şu sözlerle savunuyor: "Rojava Devrimi Bakur’daki gelişmelere dayanarak kendini yıkılmaz bir biçimde sağlamlaştırır, kökleştirirken, Başur’da demokratikleşme, gelişecek Rojhilat’ta da büyük devrim potansiyeli de İran’ın demokratikleşmesi konusunda rolünü oynayacaktır. Bunları yapabilmek için de doğru anlama ve sağlam parti öncülüğü gerekiyor. Her türlü saldırı karşısında da ülkeyi, halkı ve devrimi savunacak bir gerillaya ihtiyaç duyuluyor."

SEÇİLEN VEKİL: KENDİ SİSTEMİMİZİ KURACAĞIZ

Seçimlerden 3 gün sonra HDP'den Tunceli milletvekili olarak seçilen Alican Önlü de, güçlü oldukları bölgelerde adım adım kendi idari sistemlerini kuracaklarını şu sözlerle ifade etmişti: "Köy Meclislerini önemsiyoruz. Köy Meclislerimizle talep etmeyeceğiz, istemeyeceğiz. Bizler kendi sorunlarımıza kendimiz çözüm üreteceğiz ve kendimiz uygulayacağız."

Bu ifade, halkın sorunlarını çözmeye yönelik bir öneriden çok KCK terör sistemi içindeki bir uygulamayı hayata geçirme dayatmasıydı.

Yine seçimlerden iki gün sonra terör örgütü güdümündeki PAJK (Partiya Azadiya Jinên Kurdistan-Kürdistan Özgür Kadın Partisi) yapılanmasından özerklik çağrıları yapılmaya başladı.

CEMİL BAYIK'TAN TEHDİT: ÖCALAN ÖZGÜRLEŞMEDEN HİÇBİR ŞEY OLMAZ

Seçimden sonra terör örgütünden ilk tehdit terör örgütü KCK'nın en tepesindeki isim olan Cemil Bayık'tan geldi. Bayık, 11 Haziran 2015 tarihinde terör örgütünün yayın organları Azadiya Welat ve Yeni Özgür politika gazetesine Kürtçe yazdığı makalede şu tehdidi savurdu:

"Kürt Halk Önderi özgürleşmeden ne müzakere olabilir, ne de çözüm sürecinden söz edilebilir. Önder Apo özgürleşmediği müddetçe Kürt halkına ve Özgürlük Hareketi'ne yönelik saldırıların sonlandırıldığından söz edilemez. Bundan sonraki gelişmelerin nasıl bir seyir izleyeceği Önder Apo'nun özgürleşip özgürleşmeyeceğine bağlıdır."

Hemen bir gün sonra, yani 12 Haziran'da da terör örgütü KCK'dan aynı talep geldi: Öcalan'ın serbest bırakılması.

ÖRGÜT ELEBAŞILARINDAN AYATA: ŞİMDİ EŞİT ŞARTLARDA İKİ GÜÇ VAR

Terör örgütünün Kandil'deki elebaşılarından Muzaffer Ayata'nın 14 Haziran'da örgütün yayın organı ANF'ye söylediği şu sözleri ise örgütün seçim sonuçlarından sonra içinde bulunduğu ruh halini yansıtır türdendi:

"Şimdi artık eşit şartlarda olan iki güç var. AKP hükümeti düşürülmüş Erdoğan’ın başkanlık hayallerine son verilmiştir. Bu konuda HDP başarılı. HDP tabanının da talep ettiği barış demokrasi hak ve özgürlüklerin genişletilmesi temelinde anlaşmalar ve uzlaşmalar olabilir."

YÜKSEKDAĞ: SİZ DAHA BİZİM GÜCÜMÜZÜ GÖRMEDİNİZ

Dönemin HDP Eşbaşkanı Figen Yüksekdağ'ın 14 Haziran'da İsviçre’de örgüt tarafından düzenlenen 2. Sakine Cansız Kadın Festivali'nde seçim sonuçlarını PKK'lı ve PYD'li teröristlerin isimlerini anarak armağan ederken şu sözleri sarf ediyordu:

"Zalimler ve egemenler bunu unutmasınlar siz bizim daha asıl gücümüzü görmediniz. Siz bizim daha ne zaferler kazanacağımızı görmediniz asıl bundan sonra göreceksiniz."

HDP'Lİ VEKİL: ÖCALAN SERBEST KALMAZSA SAVAŞ ÇIKAR

Örgütün yayın organı ANF'ye konuşan HDP Batman Milletvekili Ali Atalan ise tehdit olarak algılanabilecek şu sözlerle açıklama furyasını sürdürdü:

"Bu konuda devletin aklıselim ile hareket etmesi, Kürt Halk Önderi'nin serbest bırakılması, özgürlüğüne kavuşturulması, kendi hareketi ile direkt diyaloğa geçmesi gerekiyor. Muhtemel bir savaşın yerine barış ortamı kalıcılaşabilir."

HDP'den Mardin milletvekili seçilen Mithat Sancar ise 18 Haziran'da örgütün yayın organlarında yayımlanan söyleşisinde skandal olarak nitelenebilecek "Hükümet KCK'nın şartlarını kabul etmeli" sözlerini sarf ediyordu.

BESE HOZAT: DEVLET BÖLGEDEKİ GÜÇLERİNİ AZALTACAK, KARAKOLLARI ORTADAN KALDIRACAK

Örgütün Cemil Bayık ile birlikte en tepedeki diğer ismi Bese Hozat da, 17 Haziran'daki açıklamalarında örgütün şu şartlarını dillendiriyordu:

"Devlet savaş çağrıştıran hiçbir eylem, etkinlik ve faaliyet içerisinde bulunmayacak. Karakol, kalekol, baraj, HES yapmayacak. Bunların hepsi güvenlik barajıdır. Güvenlik amaçlı yol yapmayacak. Aksine Kürdistan’daki savaşa göre konumlandırdığı güçlerin sayısını azaltacak. Kürdistan adeta açık bir cezaevine dönüştürülmüş. Bir karakol sistemine dönüştürülmüş. Kürdistan da adım boyu karakollar var. Bu özel savaş kurumlarının ortadan kaldırılması lazım. Koruculuk sistemin ortadan kaldırılması lazım."

KARAYILAN: YA BİZİM DEDİKLERİMİZİ KABUL EDİN YA DA AYRILACAĞIZ, ORTASI YOK

Terör örgütünün üst düzey elebaşılarından Murat Karayılan da, kervana katılarak şunları söylemişti: "Kürt sorunu artık zirvesel aşamasına gelmiştir; ya çözüme kavuşturulacak, ya da bu halk artık kendi yolunu kendisi belirleyecektir."

Karayılan aynı söyleşisinde Türk devletini de şu sözlerle tehdit etmişti: "Şiddeti dayatırlarsa, gerilla, halkı ve demokratik değerleri korumada üzerine düşen görevleri başarıyla yerine getirebilecek güç ve performansa her zamankinden daha fazla sahiptir. Bu konuda gerekli olan nicel ve niteliksel birikimi yeterlidir."

Bu açıklamaları uzattıkça uzatabiliriz. Bu arada şu ayrıntıyı da ekleyelim. Terör örgütünün "Öcalan serbest bırakılsın" açıklamalarından sonra yoğun bir şekilde bu yönde açıklamalar ve kampanyalar başlatıldığı, eylemler yapıldığı da arşivlerdeki yerini koruyor. Zaten KCK'nın 11 Temmuz'da yaptığı sözde ateşkesin bittiği açıklaması da, örgütün bu süreçte kendisine duyduğu özgüveni göstermesi bakımından çarpıcı. Çözüm Süreci boyunca şehir merkezlerindeki militan kadroların nasıl yerleştirildiği, bunların nasıl eğitimlerden geçirildiği bölümünü Mete Yarar ağabeyim ile birlikte kaleme aldığımız "Bu Delileri Bir Araya Getirmeyecektiniz" kitabımızda aktarmıştık.

Uzun lafın kısası, meskun mahal operasyonlarına, örgütün silah bırakmayı değil, Türk devletine meydan okuduğu bir dönemde gelinmişti. 7 Haziran seçim sonuçlarından güç alan terör örgütü, Türkiye'nin Güneydoğu'sunda PYD terör örgütünün Suriye'de yaptığı işgale benzer modeli bir gerçekleştireceğini umdu. Bu aktardığımız açıklamalar da bu umudun işaretiydi. Ancak örgütün bütün umutları, kazdıkları hendeklere gömüldü. Aynen Afrin'de "çağın direnişi" diye propaganda yaptıkları sürecin çağın tüymesiyle sonuçlandığı gibi...

Hiç yorum yok: