21 Şubat 2018 Çarşamba

BATI MERKEZLİ AFRİN HABERLERİ ÜZERİNE BİR SENARYO


Bir önceki yazımda belirtmiştim. Suriye’nin kuzeyinde önce Afrin ve sonrasında Münbiç için geri dönüşü olmayan bir yol açıldı diye.Bu tezimi biraz açayım.
Önceliği Afrin'de 33'üncü gününe giren Zeytin Dalı Harekatı'na vereyim. Afrin'in tamamının kontrol altına alınması elbette belli bir zamana yayılacaktır. Ama Abdullah Ağar’ın da belirttiği gibi Türk Silahlı Kuvvetleri bölgede dünya savaş tarihine geçecek şekilde başarılı bir mücadele yürütüyor. Afrin’de teröristlerden temizlenen bölgeleri haritada incelediğimizde bu başarı görülebiliyor. Örneğin ilk üs bölgeleri ve köylerin temizlenmeye başladığı 21 Ocak tarihli haritayla 20 Şubat tarihindeki 32’inci günün haritası arasında kontrol altına alınan bölgeler anlamında ciddi bir ilerleme olduğu görülecektir.

HARİTA 1



HARİTA 2


(Haritalar Suriye Gündemi internet sitesinden alınmıştır)

Haritalarda görüldüğü üzere TSK adım adım Afrin’in Türkiye sınırındaki bölgelerini teröristlerden temizlerken, Afrin merkeze ve diğer büyük meskun mahallere giden yolu da açmakta. Yurt içinde cılız da olsa Zeytin Dalı Harekatı’nın başarısını olumsuz etkilemeye yönelik “Neden ağır ilerleniyor” ters psikolojik harekat cümlesinin yanıtı da yine haritalar incelendiğinde çok net görülmekte. Afrin bölgesinin özellikle kuzey doğusu ile batısının dağlık olması büyük handikaplar içermesine rağmen TSK buraları tek tek YPG terör örgütü militanlarından temizlemekte. Hatta stratejik öneme haiz bu yükseklikler alınarak kent merkezine giden düzlüklerin güvenliği de alınmış oluyor.

Ayrıca sınır hattının büyük çoğunluğu kapatılmış durumda. Sınır hattının tamamı kontrol altına alındığı zaman aynen Fırat Kalkanı harekatında olduğu gibi, Türkiye’ye yönelik saldırıların önü de kesilmeye başlanacaktır. Hatırlayacak olursanız, Fırat Kalkanı öncesinde DAEŞ terör örgütü tarafından Türkiye’ye yönelik çok sayıda saldırı yapılmış, harekat neticesinde bu terör saldırıları kesilmişti. Çünkü bölge DAEŞ’li teröristlerden temizlenmişti. Şimdi de benzeri Afrin’de gerçekleşmek üzere. Tüm ceplerin birleşmesiyle Türkiye’nin Afrin bölgesinde YPG’li teröristlerle sınırı kalmamış olacak.

Gelelim Münbiç meselesine… Afrin’deki Zeytin Dalı Harekatı’nı başarıyla tamamlamış ve yıpranmamış bir TSK’nın karşısına Münbiç özelinde kimsenin çıkmak isteyeceği ihtimalinin zayıf olduğu açık. Özellikle ABD, Türkiye’nin Rusya ile iyi iletişimini sürdürmesi durumunda Münbiç’i koruyayım derken ciddi darbelere maruz kalacaktır. Türk devlet mekanizması da bu gerçeğin farkında ve diplomasideki bu dengeyi elinden geldiğince lehine kullanmakta kararlı görülüyor. Hatırlanacak olursa Ankara’da ağırlanan ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson’un önüne konulan en ciddi dosyaların başında Münbiç geliyordu. Tillerson'a verilen mesaj anlayacağımız dilde şu şekildeydi: “Biz Afrin meselesini aynen Fırat Kalkanı’nda olduğu gibi çözüyoruz. Bu konuda kimseye ihtiyacımız yok. Bundan sonra Münbiç’in teröristlerden temizlenmesi gündemimize gelecek. Bu meseleyi güzellikle halledelim. Böylece sizin kuvvetleriniz zarar görmesin.”

“O kadar da değil” diyorsanız size Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ağzından, Zeytin Dalı Harekatı başlamadan 5 gün önce verilen mesajı hatırlatırım: “ABD'ye söylüyorum, ya o teröristlerin üstündeki bayraklarınızı sökün alın ya da onlarla birlikte toprağa gömeriz.”

Aynı mesajın Münbiç’e yönelik harekat başlamadan önce verileceğinden emin olabilirsiniz. İşte bu gelişmeleri ABD’liler de çok iyi okuyordur. Kulağımıza çalınan bilgi, ABD’nin Münbiç konusunda çok fazla sorun çıkarmayacağı yönünde. Münbiç konusunda en kuvvetli olduğu dile getirilen senaryoyu tekrar yazalım: ABD, kentteki teröristleri Fırat’ın doğusuna kaydıracak ve kentte ABD, Türkiye ve büyük ihtimal Rusya’nın bulunacağı uluslararası bir güç konumlanacak. Bu senaryo gerçekleşir mi, zaman gösterir ama dediğim gibi en kuvvetlisi olarak konuşuluyor.

KIYAMET FIRAT'IN DOĞUSUNDA KOPACAK

Gelelim bir önceki yazımızda “en civcivli kısım” diyerek tarif ettiğimiz meseleye: Yani Fırat’ın doğusunda yaşanacaklara. Üstüne basa basa bir kez daha vurgulayalım. Esas gürültü Fırat’ın doğusu gündeme geldiğinde kopacak. PYD-YPG terör örgütünün ana kuvvet yığınağı orada. Türkiye'nin sınırında bulunan bu terör yapılanmasının hamisi ise ABD. Türkiye, yıllara yayılacak bir şekilde Fırat'ın doğusundaki bu terör yapılanmasını temizlemek isteyecektir. Bu, Türkiye açısından bir beka sorunudur. İşte bu noktada maddeleyerek biraz beyin fırtınası yapmak istiyorum:

- Afrin ve Münbiç’i çözecek bir Türkiye, en büyük tehdit olarak gördüğü Fırat’ın doğusuna yönelecektir.

- ABD’nin bu bölgede bilinen 14 tane üssü bulunmaktadır. Yani iki NATO müttefiki ABD ile Türkiye’nin cephe cepheye gelme riski vardır.

- ABD, bu bölgede Afrin’deki mevçut ve Münbiç’teki olası tavrını takınmayacaktır, sertleşecektir. Bölgedeki kazanımlarını kaybetmek istemeyecek ve “kara gücümüz” diye tanımladıkları terör örgütünün kontrolünü korumaya çalışacaktır.

- Bu bölgeye ABD açısından en büyük tehdit Türkiye üzerinden gelecektir. Türkiye, akıllı diplomasi hamleleriyle yürüttüğü Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Harekatı’nın devamını yine bölgesel iletişimle/işbirliğiyle gerçekleştirecektir.

- O zaman ABD açısından kendini korumak için ilk amaç, Türkiye’nin bölgede elini güçlendiren bu işbirliğini bozmak olmalıdır. Bunu gerçekleştirebileceği yer yine Suriye sahasıdır.

- Bölgede yıllardır fiilen 4 yıldır da resmi olarak bulunan ABD'nin özel ve istihbarat unsurları, çok sayıda irili ufaklı örgütle iletişim halindedir. Bölgede bazı örgütler istihbarat örgütlerinin (deyim yerindeyse) kucağında oturmaktadır.

- Katar’la iyi ilişkilerimiz nedeniyle Türkiye’ye karşı ABD-İsrail yörüngesinde hasmane tutum izlemeye hazır olan Suud hanedanı ve onun kontrolündeki ülkelerin yönlendirdiği çok sayıda örgüt bulunduğunu da not edelim.

- Gerek bu devletlerin kontrolünde olduğu bilinen veya Suriye yönetimi tarafında gözüken karanlık örgütlenmeler üzerinden yapılacak olası provokasyonlar Türkiye’nin, başta Rusya olmak üzere bölge ülkeleri ile kurduğu sağlam iletişimi zedeleyebilir.

- Bu durumda Türkiye bölgede yalnızlaşır ve Fırat’ın doğusuna ilerleyemez.

Özet cümlelerle yaptığım beyin fırtınasının sonucu Fırat’ın doğusundaki olası mücadeleye kadar gelip dayanıyor. Bunlara ek olarak;

- ABD’nin yıllardır işgalleri öncesinde yaptığı psikolojik harekat ve sahadaki manevraları göz önüne alalım.

- Bu manevraların ve bağlantılı provokasyonların çıkış noktasının da Batı medyası olduğunu hatırlayalım ve bu bilgilerimizi Afrin’e yönelik haberlerin  kaynağının Batı medyası olduğu gerçeğiyle birleştirelim.

Karşıma çıkan fotoğraf, yukarıda beyin fırtınası ile oluşturduğum senaryoya aykırılık oluşturmuyor. Böyle bir durumda;

- Türkiye Suriye'de bulunan bazı kuvvetlerle çatışır,

- TSK yorgun düşürülür, bölgede zayıflatılır,

- Türkiye'nin de içinde bulunduğu bölgesel işbirliği zedelenir..

Bundan Türkiye, Rusya, İran, Suriye hatta Irak'ın faydası olmayacaktır. Faydalanacak kuvvetler bölgede tutunmak isteyecek ABD, bu ülkeye yaslanan PYD-YPG terör örgütü, bölgeyi etnik ve mezhepsel parçalama planının taşeronu DAEŞ benzeri terör örgütleri olur. 

Bu senaryoya, “Suriye’nin tamamını nüfuz alanı olarak gördüğünü” açıklayan İran’ın Zeytin Dalı Harekatı’ndan duyduğu rahatsızlığı ve Suriye yönetiminin geçmişte ve günümüzde PKK/PYD ile kurduğu iletişimi göz ardı ediliyor diyerek itiraz edenler çıkabilir. Ancak ne İran’ın ne de Rusya’nın izni olmadan Suriye’nin TSK’ya karşı bir hamle yapabileceğine çok ihtimal vermiyorum. Bunların nedenlerinin başında Rusya’nın (elbette kendi çıkarları doğrultusunda) Türkiye’nin yanında net bir duruşu olması var. Rusya’dan yapılan üst düzey açıklamalar da, bölgede Türkiye’nin/TSK’nın değil ABD’nin bulunmasından ciddi rahatsızlık olduğunu göstermekte. İran ve Suriye yönetimi, Rusya ile bir gerilime girmek istemeyecektir. Olur da provokatif eylemlere girişirlerse, yapabileceklerinin çok sınırlı veya bölgedeki kendi tabanlarına mesaj içeren işler olacağına inanıyorum. 


Hiç yorum yok: