18 Mayıs 2017 Perşembe

DOLMABAHÇE DERKEN…

Türkiye, Cumhuriyet tarihinin belki de en önemli dönemeçlerinden birinden geçerken, son günlerde artan bir şekilde “Dolmabahçe’ye/Çözüm Süreci’ne dönelim” yönünde değerlendirmeler öne çıkmaya, çıkartılmaya başlandı. Hatta daha ileri gidilip, zamanın geri alınıp 7 Haziran seçimleri, daha doğrusu 28 Şubat 2015 tarihinde yapılan Dolmabahçe toplantısına geri dönülmesi yönünde temenniler yazıldı, çizildi. Fikirdir, saygı duyulur… Ancak burada bu söylemleri dile getireceksek, o dönem neler yaşandığını da aktarmak gerekiyor. “Her taraf çiçek bahçesiydi de, Türkiye Cumhuriyeti devleti kendiliğinden mi operasyonlara başladı” sorusuna da basına yansımış veya yansımamış bilgilerle açıklık getirmek gerekiyor.

Hatırlanacağı üzere Çözüm Süreci 1 Ocak 2013 tarihinde başladı. Bu süreçte Türkiye, İmralı Cezaevi’nde hükümlü olan bölücübaşı, Kandil’deki terör örgütü elebaşları ve Avrupa’daki örgüt elebaşları ile BDP/HDP arasında bir görüşme trafiğine izin verdi. Bu trafik sürerken Türkiye mümkün olduğunca operasyon yapmamaya çalıştı. Bu durum büyük eleştirilere de neden oldu. Peki, bu süreçte örgüt ne yaptı? Basına çok da yansımayan bilgiler üzerinden aktaralım:

Sürecin başladığı kabul edilen 1 Ocak 2013 tarihinden 28 Şubat 2015 tarihli Dolmabahçe görüşmesine kadar olan dönemde, terör örgütü tarafından kırsal alanda silahlı, taciz, patlayıcı madde kullanma vasıtasıyla gerçekleştirilen saldırı sayısı toplam 261. Yani süreç boyunca neredeyse 3 günde bir terör örgütü tarafından kırsal bölgelerde güvenlik güçlerini hedef alan saldırılar yapıldı.
Bu saldırılar, Dolmabahçe görüşmesi sonrasında durmadı. 28 Şubat 2015-31 Temmuz 2015 tarihleri arasında terör örgütü tarafından kırsal alanda gerçekleştirilen saldırı sayısı 154. Yani bu dönemde neredeyse her güne bir saldırı düşüyor.

Yine 1 Ocak 2013-28 Şubat 2015 tarihleri arasında yapılan saldırılarda şehit olan Türk Silahlı Kuvvetleri mensubu sayısı 13, yaralı, yani gazi sayısı ise 90. İkinci aktardığım dönemde ise şehit sayısı 9, gazi sayısı 39.

Bunlar sadece istatistikler. Aslında bu istatistiklerden daha önemli olan Emre As, Yunus Yılmaz, Ramazan Köse, Ramazan Gülle, Nejdet Aydoğdu ve daha nicesinin gencecik bedenleri, yitip giden hikayeleri, anıları, gelecekleri yer alıyor.

Peki örgüt aynı dönemde sadece saldırı mı yapmıştır? Hayır. Daha çok saldırı yapmak, kazanım elde etmek için kadrolarını güçlendirmeye, artırmaya çalışmıştır. İstihbarat kaynaklarına yansıyan raporlar bunun en önemli göstergesidir. 1 Ocak 2014-25 Aralık 2014 tarihine kadar şehir merkezleri de dahil olmak üzere terör örgütüne katılan sayısı 4 bin 729 kişidir. Örgütün bu faaliyeti 2015 yılında da sürmüş, 1 Ocak’tan 18 Ağustos’a kadar olan süreçte de 1834 kişinin de terör örgütüne katıldığı tespit edilmiştir. Yani yaklaşık 1,5 yıl içinde örgüte katılan militan sayısı 6563’tür.

Bütün bunlara rağmen örgüt yine de kaybetmiştir. Devletin, bazı haklılık payı olan eleştirilere rağmen sürecin arkasında durması ve tüm iyi niyetine rağmen örgütün pervasızlığı, halk tarafından da görülmüştü. Bölge insanı, operasyonların başladığı 24 Temmuz 2015’ten itibaren devletin arkasında durmuştur. Operasyonlarda halk zarar görmesin diye yapılan “sokağa çıkma yasağı” çağrılarına uymuş, böylece kendisini güvenlik güçleri ile arasında kalkan olarak kullanmak isteyen terör örgütüne fırsat vermemiştir. Hatta Hakkari Yüksekova’da bir terörist bu durumu telsizle “Bizi fareler gibi ortada bıraktılar. Doğrudan devletin gücünü ensemizde hissettik; büyük başarı beklediğimiz noktada hezimete uğradık. Halka çok güvenmeyin” diyerek elebaşlarına aktarmıştır.

Özetle, terör örgütü sorunun çözümünü değil, derinleşmesini istemiş, devletin Kürt kökenli vatandaşlarına yönelik adımlarını suiistimal etmiş ve sonunda ise bozguna uğramış, kazdığı hendeklere gömülmüştür. FETÖ’nün tüm provokasyonlarına ve içten yıkma çabalarına rağmen belini doğrultamayacak durumdadır. Şu an Türkiye içinde adım atamaz haldedir.

Peki çözüm önerileri ne olabilir? Çözümle ilgili önerilerimizi, gündeme denk gelecek şekilde başka bir yazıya bırakayım.

(Yeni Birlik Gazetesi)

Hiç yorum yok: