5 Aralık 2016 Pazartesi

EL BAB DÜĞÜMÜ

Darbenin Kayıp Saatleri kitabımızı yazdığımızda şu tanımı yapmıştık: 15 Temmuz FETÖ darbe girişimi büyük fotoğrafın bir bölümüydü. O fotoğrafı görmeden de 15 Temmuz’u anlayamazdık.

Evet büyük fotoğrafı görmeden bölgede adım atmak mümkün değil. 104’üncü gününe giren Fırat Kalkanı ve bölgedeki gelişmeler ele alındığında karşımıza yeniden büyük fotoğrafın çıktığını görebiliriz. Örneğin Türkiye Fırat Kalkanı’na başlayınca “düşman” oldukları iddia edilen PYD/PKK ile IŞİD terör örgütleri işbirliği yaparak Türkiye’yi hedef almaya başladı. Bu bile büyük fotoğrafın görülmesi açısından çarpıcıydı.

Gelelim bölgedeki gelişmelere…


El Bab bölgesinde yoğunlaşan gelişmelere dönecek olursak, Türkiye’nin uzun süredir askeri anlamda ilerlemediği görüntüsü kafalarda soru işaretleri oluşturuyor. Ayrıca Suriye ve İran ile terör örgütleri IŞİD ve PYD/PKK’nın Türkiye’nin karşısında bir görüntü verdiği yönündeki fotoğraf da Fırat Kalkanı’nın geleceği noktasında çok sayıda soruyu beraberinde getiriyor.

Ancak bölgedeki gelişmelerin, ilişkilerin giriftliğini kabul etmekle beraber, özünde Türkiye’nin, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin hamlelerinin yerinde ve başarılı olduğunu söylemek mümkün. 24 Kasım’da askerlerimize yönelik provokatif saldırıya rağmen, Türkiye’nin sağduyulu ve sabırlı tavrının bölgede büyük bir çatışmayı önlediğini söyleyebiliriz. Özellikle İran’ın gerek Irak gerek Suriye’deki yer yer saldırgan olan hareketliliğine yönelik sabırlı tutumu, iki ülke arasında derin bir kırılmayı engellemekte.

Görünen tabloya göre, Türkiye El Bab’ın hemen kuzeyine gelmiş ve orada durmuş vaziyette. Hareketlilik ABD’nin bölgede müttefiki olarak tanımladığı PYD/PKK terör örgütünün hedeflediği El Bab’ın doğu ve kuzey doğusuna kaymış görünüyor. El Bab’ın batısında ağırlıklı olarak Halep merkezli gelişmeler yaşanıyor. Türkiye’nin El Bab’a girişi konusunda farklı görüşler hakim. Bir kesim Türkiye’nin Rusya ve Suriye yönetimlerinin baskısı nedeniyle kente girmediği savını ileri sürüyor. İddiaya göre, bu iki ülke Türkiye’ye El Bab’da sınır çekti ve daha güneye inmemesi noktasında baskı yapıyor. Bunu savunanlar, 24 Kasım’daki saldırının da bu çerçevede gerçekleştiğini ileri sürüyor. Bir Türk diplomatın bu yöndeki açıklamaları da bu iddiaya temel teşkil ediyor. Bu diplomat Al Jazeera’ya yaptığı açıklamada şunları söylemişti: “El Bâb zaten operasyonun güneydeki doğal sınırı. Çünkü artık sadece IŞİD’in olduğu bölgeden rejimin, İran’ın Rusya’nın, PYD’nin aktif olduğu bölgeye geliyoruz. El Bâb’ı IŞİD’den temizledikten sonra Halep’e doğru ilerlememe konusunda Rusya’yla mutabakat sağlandı. Ancak güneyde rejimin elinin güçlü olması da önemli bir faktör. Bu, rejimin bize ‘ben de buradayım ve güçlüyüm, tamam ilerliyorsun ama sınırını bil’ mesajıydı. Rusya da rejimin bu mesajı vermesini engellemedi. Bölgedeki her aktörün gücü ve ağırlığı belli… Bu saldırıyı Ruslar’ın yapmadığını, Putin’in ilişkilerin gerilmemesi için Cumhurbaşkanı’nı iki kez aradığını biliyoruz. Ruslar gerekli mesajları görüşmelerimizde veriyor. Ama rejimin de bu şekilde mesaj vermesine engel olmak istemedi, Esed’in de orada olduğunu Türkiye’nin görmesini istedi.” (Saldırı El Bâb mesajıydı, Al Jazeera internet sitesi, 29 Kasım 2016)

Kulislerde konuşulan bir başka iddia da Türkiye’nin, bu kente girme noktasında bilinçli olarak geri durduğunu dile getiriyor. Bu sava göre, El Bab Fırat Kalkanı’nda kontrolü sağladığımız yerleşim yerlerinden daha büyük ve kontrolü kolay olmayan bir şehir. Türk Silahlı Kuvvetleri ve TSK’nın desteklediği ÖSO’nun bu kente girmesi durumunda meskun mahal çatışmaları yaşanacak. Meskun mahal, yani şehir merkezlerinde teröristle mücadele kırsala göre daha büyük zorluklar içeriyor. Ayrıca bu meskun mahal Türkiye dışında. Yani ülkemiz içindeki PKK unsurları ile mücadeleden farklı özellikler var. Kent başka, halk başka vs. Bu durumda da kayıplarımız artabilir. Ankara’da da alttan alta dile getirilen seçeneğe göre, bu kentteki temizliğin Suriye ordusu tarafından yapılmasının daha doğru olacağı. Ancak savunucuları, bu fikrin hayata geçirilmesi önündeki engelin de farkında. Birincisi iki ülke arasında dozajı düşse de halen var olan ciddi gerilimin varlığı ve diplomasi kanallarının kapalı olması. İkincisi de, Suriye yönetiminin, PYD/PKK terör örgütüyle taktiksel olarak nitelense de bir iletişiminin olması. Bu gerçekler ışığında bu önerinin de şu aşamada hayata geçmesi kolay gözükmüyor.

Bu noktada Suriye’nin PYD/PKK terör örgütü ile iletişimi de anlaşılır bulunmuyor. Çünkü PYD/PKK, ABD desteği ile Suriye’nin toprak bütünlüğünü ve üniter yapısını açıkça hedef almış durumda. Türkiye bu konuda çok net tavır aldı. PYD/PKK’nın Suriye ile iletişimi Türkiye tarafından, ÖSO ile Türkiye’nin iletişimi de Suriye tarafından tehdit olarak algılanıyor. Bu algıyı kırmak ve iki ülkenin beka sorununu ortadan kaldıracak hamleleri yapmak da şu aşamada sadece temenni boyutunda kalıyor. Ancak şu gerçeğin altını çizmek de gerekiyor: Eğer Fırat Kalkanı harekatı başlamamış olsaydı, PYD/PKK terör örgütü Afrin ile Ayn el Arap (Kobani) arasındaki bölgeyi birleştirip, Suriye’nin toprak bütünlüğünün ruhuna Fatiha okuyacaktı. ABD’nin verdiği destek nedeniyle de, geri dönüşü kolay olmayan bir yola girecektik. Ancak bu tehdit büyük oranda bertaraf edildi. Son düğüm de oluşturulması planlanan koridorun önemli kesişme noktası El Bab’da düğümlendi.

Bu düğümü çözmek kolay olmayacak. Bir tarafta ABD destekli PYD/PKK terör örgütünün Münbiç’ten Batı’ya, yani El Bab’a yönelik hamleleri, öbür yanda Rusya ve İran destekli Suriye ordusunun hareketliliği önümüzdeki günlerde hareketliliği beraberinde getirecek.

Olayın ABD, Rusya, İran boyutlarıyla ilgili bilgileri de bir sonraki yazımıza bırakalım. 

Hiç yorum yok: