1 Temmuz 2016 Cuma

ERTUĞRUL ÖZKÖK’E İTİRAZIM VAR


Ertuğrul Özkök, Hürriyet gazetesinde bugün yayımlanan köşe yazısında ülkemizin savaşması gereken birinci düşmanın IŞİD terör örgütü olduğunu savunarak şunu yazmış: “Onunla savaşacaksak, bölgedeki en uygun müttefikimiz kim olabilir sizce… Esad ve YPG değil mi…”

Özkök yazısını, başından itibaren de bu savunmanın gerekçeleriyle doldurmuş. “Fikirdir savunulabilir” diyebilirsiniz. Elbette bu sözünüze itirazım olmaz. Ancak Özkök’ün yazısında doğruymuş gibi aktarılan bazı yanlışlara itirazım olacak.

Özkök yazısının hemen başında soruyor:
“Bugün Suriye sınırları içinde bizim için 1 numaralı tehdit unsuru nedir:

Beşar Esad mı…
YPG mi…
Yoksa IŞİD mi…”

Sonra devam ediyor:
“Beşar Esad bizimle savaşmıyor. Biz onunla savaşıyoruz. YPG bizimle savaşmıyor, IŞİD’in elindeki şehirleri almaya çalışıyor.

Eee ne kaldı geriye…
IŞİD…”

Özkök’ün söylediğini tek cümleyle özetleyelim: Düşmanımız YPG değil, IŞİD…


Beşar Esad’ı da ekliyor.

Belki bilinçli, belki samimi…

Bilemeyiz niyetini.

Ancak Türkiye’nin önceliğinin IŞİD olması vurgusuna kısmen katılmakla beraber itirazlarımızı özet olarak yazmaya başlayalım.

Türkiye’nin öncelikli sorunların başında ekonomiyle beraber inişli çıkışlı grafikleriyle 30 yıldır hep terör gelmiştir. 15 Ağustos 1984 tarihinde başlayan etnik PKK terörünün yanı sıra, 1990’larda Hizbullah terörüyle de muhatap kalmıştık. Güneydoğu merkezli terör eylemlerinde çok sayıda vatandaşımızı, askerimizi, polisimizi, korucumuzu, öğretmenimizi kaybettik, şehit verdik. 1990’lı yılların ortalarından itibaren yapılan hamleler, Eşref Bitlis Paşa planının hayata geçirilmesi, terör örgütlerine hem sınır içinde hem de sınır ötesinde yapılan müdahaleler, PKK terör örgütü başta olmak üzere çok sayıda örgütü eylem yapamaz hale getirdi. PKK’nın başındaki Abdullah Öcalan 1999 yılında yakalanarak Türkiye’ye getirildi, yargılandı ve İmralı Cezaevi’ne konulurken, Hizbullah’ın lider kadrosundan önemli isimler bir operasyonla öldürüldü. Örgütler marjinalize edilmişti.

2000’lerle birlikte terörün niteliği de değişti.  Çünkü ABD merkezli Batı dünyası, Ortadoğu’yu bir bataklık haline getirmek için hamle yaptı. Bunun için de kullanılacak enstrümanlar arasında terör örgütleri de vardı. Bunlar içinde Türkiye açısından önemli olan PKK terör örgütüydü. Bu terör örgütü ile ABD arasında 2003 Irak işgali öncesinde başlayan görüşmeler, sonrasında örgüte desteğe dönüştü. Örgüt, 2004 yılı 1 Haziran’ından itibaren yeniden eylemlere başladı. Eylemlerde daha öncesinden uygulamadığı taktikleri denedi. Türkiye PKK’ya karşı ağırlıklı olarak yurtiçinde müdahaleler yaptı. ABD ile gerilen ilişkiler, sadece bir tane o da sınırlı bir sınır ötesi harekat yapmamıza neden olurken, örgüt KCK örgütlenmesi adı altında Batı dünyasının hedefindeki İran, Irak ve Suriye’de de örgütlenmeye başladı. Bir terör yapılanması olan KCK’nın Türkiye ayağı PKK/Kongra-Gel, Suriye ayağı PYD, Irak ayağı PÇDK, İran ayağı da PJAK’tı.


Türkiye 2007’lerın sonundan itibaren bir taraftan orduya kumpasları, öbür yandan da açılımları yaşarken terör örgütü Türkiye dışındaki ayaklarını da güçlendirdi. Ertuğrul Özkök’ün bugün müttefik adayı olarak önerdiği YPG de, Türkiye’yi cehenneme çeviren PKK’nın silahlı kanadı HPG’nin Suriye’deki muadili oldu. Kandil’deki terör örgüt yönetimi, Suriye’ye 2010 yılından itibaren yönetici ve militan kaydırmaya başladı. Bir istihbarat raporunda terör örgütünün 2015 yılı Ağustos ayı itibariyle Suriye’nin PYD bölgesine gönderdiği HPG’li terörist sayısı yaklaşık 3800-4000 civarında olduğu yazılıydı. Bunlar tecrübeli, yetişmiş militanlardı. ABD’nin Özel Kuvvetleri ile birlikte çalışıyor, oradaki yerel militanları yetiştiriyor, çok sayıda eyleme, saldırıya önderlik ediyorlardı. YPG saldırılarından Türkmenler ve Araplar’ın yanı sıra PYD’ye bağlı olmayan Kürtler de nasibini alıyordu.

Yani aslında YPG dedikleri güç PKK’nın ta kendisiydi

24 Temmuz 2015 ile başlayan TSK operasyonları sonucunda örgüt ağır darbe yedikçe, dayandıkları ana merkez Suriye’nin kuzeyinde oluşturulan terör kantonları oldu. Yani çok sayıda şehidi, Ertuğrul Özkök’ün yazısındaki müttefik adayı olarak sunduğu YPG’den gelen militan, mühimmat vs. desteği sonucu verdik. Çünkü örgüt, Türkiye’de şehir merkezlerindeki gücünü kaybetmeyi bile, Suriye’deki yapıyı sağlam tutmak için göze aldı. Çok sayıda militanı Türkiye’nin Suriye'nin kuzeyine yönelmesini engelleyecek eylemler içinde harcadı. Suriye PKK, daha doğrusu KCK için çok önemliydi.

Sadece Öcalan’ın BDP/HDP heyetleri ile yaptığı görüşmelerde PYD’ye gönderdiği talimatlar okunduğunda PYD’nin, dolayısıyla YPG’nin nasıl terör örgütünün bir unsuru olduğu çok net bir şekilde görülür. YPG’nin Türkiye için PKK ile mücadele kapsamında tehdit olduğunu söylememiz yanlış olmaz.


Bize göre yanlış olan YPG isminin, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın isminin yanına konularak meşrulaştırılmaya çalışılmasıdır. Bilinçsizce yazılmamışsa, en hafif ifadeyle olası Türkiye-Suriye iletişimine darbe indirmek amaçlı bir yazı olduğunu düşünüyorum. 

IŞİD'in Türkiye için bir tehdit olduğu fikri ise su götürmez bir gerçektir. Bu örgüt KCK terör örgütlenmesiyle birlikte hem Türkiye hem de komşularımız için bir tehdittir ve çok sert mücadele edilmesi gerekmektedir. 

Hiç yorum yok: