22 Mayıs 2012 Salı

KAMU DÜZENİ VE GÜVENLİĞİ MÜSTEŞARLIĞI'NDA SON ALTI AYDA YAŞANANLAR-2

Birinci bölümde, Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı’nın kuruluş süreci ve Murat Özçelik’in müsteşarlığa gelişini anlattık. Bu bölümde de Özçelik’in göreve başladıktan sonra icraatları, gerçekleştirdiği icraatlar ve sonrasında oluşturduğu yeni stratejik planın ayrıntılarını anlatmak gerekir.
Ama öncelikle bu süreci neden yazdığımı anlatmak isterim. Belki bir kitabın satırları olacak bu yazılar, bir anlamda 2023’ü hedefleyen devlet aklının, Kürt meselesinin çözümünde ne gibi kafa karışıklığı yaşadığının aynası olacak. Son 6 ayda yaşanan gelişmelerde, hükümetin en ciddi müttefiki Amerikan yönetiminin, Ortadoğu harekat planındaki en önemli ur haline gelen PKK sorununu çözmek için ne gibi bir yöntem izleneceği konusunda, icracı konumdaki hükümetin içinde bile ciddi sarsıntılar olduğunu görebiliyoruz. Bu da, Kürt meselesinin, Türkiye içindeki en güçlü ittifakın bile çatırdamasına yol açabileceğinin en büyük göstergesi.

Bu değerlendirmelere yazı içinde devam edeceğim. Gelelim Murat Özçelik’in gelişine. Özçelik, Müsteşarlık görevine geldiğinde, bazı uzmanları ayrılmış ve belli bir siyaset/hizmet grubunun hakim olduğunu gördü. Yeni Müsteşar bir kadro politikasına gitmedi. Bazı terör konusunda otorite sayılabilecek uzmanlar müsteşarlıktan ayrılmıştı. Murat Özçelik, mevcut kadro ile devam etmek istedi. Bu konuda yakın çevresine de “Bu kadro ile devam edeceğini” açıkça söyledi.  

ATALAY “HABUR STRATEJİSİ”Nİ SAVUNUYOR, DTP’YE KIZIYOR

Bu sırada hükümet içinde de farklı “çözüm önerileri” tartışılıyordu. Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın çözüm önerileri çerçevesinde hareket edenler bir tarafta, Yalçın Akdoğan’ın çözüm önerilerini savunanlar bir diğer tarafta yer alıyordu. Beşir Atalay, bu sorunun çözümü konusunda gerekirse Habur ve Oslo sürecinin, daha dikkatli davranılarak yeniden hayata geçirilmesi gerektiğini savunuyordu. Bu düşünceye göre, “Silahlı gücü kontrol eden yapıyı pas geçerek bu sürecin barışla sonuçlandırılması mümkün değil”di. Beşir Atalay, yeni strateji hazırlanırken, 16 Ocak 2012 tarihinde Star Gazetesi’ne verdiği röportajda, Habur stratejisini değil, Habur’da DTP (bugünkü BDP) ve PKK’nın tutumunu eleştiriyordu. Atalay’a göre, “Orada silah bırakıp dağdan inen, pişmanlığını ifade eden yahut önceki şartlarından vazgeçip evine dönen insanlar olacaktı, bu bir model olacaktı ve peşinden de başka adımlar atılacaktı. Bu konuda DTP’nin yaptığı diğer partilerin yaptığından daha büyük zarar verdi sürece” diyerek aslında, topu BDP ve terör örgütü PKK’ya yüklüyordu. Atalay, bir anlamda kafasında benzer bir sürece yönelik iyimser tavrını koruduğunu işaret ediyordu.

AKDOĞAN VE ŞAHİN “PKK İLE SİLAHLI MÜCADELE” YANLISI

Atalay ve ekibinin bu düşüncesine karşı, hükümet içinde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın çok güvendiği Başdanışmanı ve Ankara Milletvekili Yalçın Akdoğan ve İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in de aralarında bulunduğu bazı isimler de, özellikle 2011 yılının Silvan saldırısı sonrasında, “PKK terör örgütü ile silahlı mücadeleye sonuna kadar devam edelim. Görüşülecekse, terör örgütünün siyasi uzantısı olan ve Parlamento zemininde yer bulan BDP ile temasları hızlandıralım” fikrini ön plana attılar. Bu fikir, askerler tarafından da benimseniyordu. Kamuoyundan gelen baskılar da etkili olunca bu stratejiyi savunanların eli güçlendi. Sonbaharla birlikte, Uludere olayına kadar, terör örgütüne yönelik nokta operasyonlarına ağırlık verildi, PKK operasyonlarla köşeye sıkıştı. PKK’nın kendi içinde yaptığı ve yedi gün süren yıllık toplantısında, örgütün başarısızlığı “Yapılan tartışmalar sonucunda, geçen yılda yeterince yerine getirilmeyen görevlerin daha doğru ve zengin taktiklerle başarılı bir biçimde yerine getirilmesinin kararlılığı ve derinliğinin yakalandığı vurgulandı” denilerek kabul edildi. Yalçın Akdoğan da, Yasin Doğan mahlas ismiyle Yeni Şafak Gazetesi’nde 27 Ocak 2012’de şunları yazıyordu:
“2011'de devletin büyük bir uyum ve koordinasyonla daha etkili bir mücadele ortaya koyması, terör örgütünün hareket kabiliyetini kırmış ve bozgun yaşamasına sebep olmuştu. Örgütün bu tabloyu taktik hatalara veya kötü pratiğe bağlaması durumu yeterince anlamadıklarını da ortaya koyuyor. Örgüt elebaşlarındaki çapsızlık, gözü dönmüşlük ve kişisel hırslar nasıl içler acısı bir durumda olduklarını yansıtıyor.”

Akdoğan aynı yazıda, görüşme sürecini dinamitleyenin de Kandil olduğunu “Öcalan'ın yaşarken üzerine toprak atan ve devam eden süreçleri havaya uçuran bu hamle daha büyük bir darboğaz üretmiştir” diyerek belirtiyordu.

ÖCALAN’A GÖRÜŞ YASAĞI

Hükümette bu görüş ayrılığı yaşanırken, Murat Özçelik’in çalışmalara başladığında dikkatini çeken önemli bir tespit vardı: Örgüt, İmralı’dan gelen direktiflerin olumlu olanlarını hiçbir şekilde uygulamıyor. Ancak kamuoyunda tepkiye yol açacak olumsuz tüm talimatları harfiyen yerine getiriyordu.

Hükümet de bu tespiti yapmıştı. Adım adım İmralı’daki terör örgütü lideri Abdullah Öcalan ile avukatlarının görüşmeleri reddedilmeye başlandı. En son görüşme 27 Temmuz 2011 tarihinde yapıldı. Sonrasında Öcalan avukatları ile görüştürülmedi. Silvan’da 13 askerin şehit edildiği gün, Diyarbakır’da Demokratik Toplum Kongresi’nin “özerklik” ilan etmesi, kamuoyunda oluşan infial, bu uygulamada etkili olmuştu. Hükümet içindeki “PKK ile silahlı mücadele” taraftarı grup da bu durumu destekledi. Öcalan, 27 Temmuz’dan sonra bir daha avukatları ile görüşemedi. Sadece 19 Ocak 2012 tarihinde kardeşi Mehmet Öcalan’ın görüşme isteğini Abdullah Öcalan “Süreç çok kritik, görüşe çıkmamız doğru olmaz” ifadelerinin yazılı olduğu notla geri çevirmişti.

Yalçın Akdoğan ise Öcalan’ın görüş yasağı olmadığını, kendisinin görüşe çıkmadığını, bunun nedeninin de kendisinden farklı bir strateji izleyen Kandil’e karşı açığa düşmeyi istemesi olduğunu savundu. (Yasin Doğan, Öcalan niçin görüşmüyor?, Yeni Şafak Gazetesi, 26 Ocak 2012)

Hükümette iki ana fikir çarpışırken, Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarı Murat Özçelik ise Ocak ayında ilk dış temasını ABD’ye giderek yapıyordu.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM: ABD’nin stratejisi ve yeni açılımın kodları

CEYHUN BOZKURT

oceyhunb@gmail.com

bozkurtceyhun@yandex.com


Hiç yorum yok: