27 Mayıs 2012 Pazar

ERDOĞAN, 2005’TEKİ SÖZÜNE NOKTAYI KOYDU

Evde oturmanın tadını çıkarırken, Avatar'ı yanlış hatırlamıyorsam altıncı defa izledim. Yine "böyle bir gezegen olsa da gitsem" diye düşündüm. Sanırım yedinci veya sekizinci defa izlediğimde, ki yayınlanırsa kesinlikle izlerim, aynı şeyleri düşüneceğim.

Siyaseti de dışarıdan takip ediyorum. Neler oluyor, neler bitiyor kenardan görebiliyorum. Son dönemlerdeki tartışmalardan, yakından da takip ettiğim sürecin devam olduğu için, bir şey dikkatimi çekti. Hükümet içinde çok ciddi bir “Kürt çatlağı” var. Buna “Açılım çatlağı”, “Terörle mücadelede yöntem çatlağı” vs. gibi isimler de takılabilir. Ancak bu çatlağın hiç de küçümsenecek bir çatlak olduğunu sanmıyorum.

HÜKÜMETTE İKİ KUTUP

Herkes İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin ile AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik arasındaki tartışmaya odaklanmış gibi. Ama hükümette bir cepheleşme var, hem de çok sert bir cepheleşme.

Bu cepheleşmenin bir tarafında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin, AKP Ankara Milletvekili ve Başbakan’ın Başdanışmanı Yalçın Akdoğan yer alıyor. Diğer tarafta ise Başbakan Yardımcıları Bülent Arınç, Beşir Atalay ve Milli Eğitim eski Bakanı ve AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik var.

Bu iki kamp farklı farklı çözüm önerileri söylüyor.
Birinci kampın çözüm önerisi, PKK’nın geçen yılın Temmuz ayında yaptığı Silvan saldırısı sonrasında keskinleşti. Buna göre, PKK’yla müzakereler kesinlikle kesilecek, operasyonlar artırılarak sürdürülecek, gerekirse sınır ötesi operasyon seçeneği masada duracaktı. Bu plan askerlerin de benimsediği plandı. Zaten kulağımıza gelen “Suriye sınırında değil Irak sınırında askeri hareketlilik var” bilgileri de bu tespiti doğruluyordu.

Hükümet içindeki ikinci kampın bu konudaki görüşleri ise Beşir Atalay tarafından çok sık bir şekilde dile getiriliyor. Bu kamptakiler “Terör örgütüne yönelik Habur, Oslo görüşmeleri gibi açılımlar, daha dikkatli hareket etmek, tedbirli olmak kaydıyla devam etmeli” görüşü hakim. Zaten Bülent Arınç, Beşir Atalay gibi isimler sürekli “Açılımın devam ettiğini” dile getirerek, aslında 2009’da başlatılan sürece vurgu yaptılar.

Bu cepheleşme daha çok su kaldıracak gibi görünüyor.

"KÜRT SORUNU BİTMİŞTİR"
Yine bununla bağlantılı olarak, bir başka konuya dikkat çekmek gerekir. Herkes Başbakan'ın "her kürtaj bir Uludere’dir" sözüne taktı ama bir şey daha söyledi Erdoğan. “PKK sorunu ile Kürt sorununu birbirine karıştırmayın. Onun için ben artık diyorum ki; Kürt sorunu bitmiştir” diyerek 2005 yılının Ağustos ayında Diyarbakır’da başlattığı sürece adeta nokta koydu. Hatırlanacak olursa Erdoğan 12 Ağustos 2005 tarihinde Diyarbakır’da yaptığı konuşmada “Kürt sorunu bu milletin bir parçasının değil, hepsinin sorunu olarak öncelikle benim sorunumdur. Kürt sorununu daha çok demokrasiyle çözeceğiz” demişti. Şimdi Erdoğan 2012 yılının Mayıs ayında, yani yaklaşık 7 yıl sonra “Kürt sorunu bitmiştir” sözleriyle konuya noktayı koydu.

Öncelikle Hüseyin Çelik, Beşir Atalay gibi isimlerin Erdoğan'ın "Kürt sorunu bitmiştir" sözüne bir yanıt verip vermeyeceğini çok merak ediyorum.

Başbakan’ın “PKK sorunu ile Kürt sorununu birbirine karıştırmayın” sözleri bana 1990'lı yıllardaki söylemi hatırlattı. O dönemi kısaca bir hatırlayacak olursak;

TSK, özellikle 1995 sonrası alan hakimiyeti sağlayarak, sınır ötesinde PKK'ya darbeler indirerek, örgütü minimize etmişti. PKK, 1999'da lideri ele geçirilmiş, zayıflatılmış, sınır ötesine çekilmeye zorlanmış bir örgüttü. Ancak AKP’nin hükümet olmasından sonra ABD ile yürüttüğü ortak politikalar ve Irak’ın işgali,  PKK'nın Kuzey Irak'ta güçlenmesine, lojistiğini ABD-Barzani'den sağlamasına ve saldırılarına yeniden başlamasına neden oldu. 2004 yılında bu saldırılar başladığında, genelde eleştiriler PKK'ya yönelik değil, PKK’yı 2000’lerden önce minimize eden, saldıramaz duruma getiren TSK’ya ve siyasi yapılanmaya yöneldi. Sonrası malum…
Ama Başbakan’ın sözünü duyunca aklıma bir fıkra geldi. Anlatayım (Twitter’da farklı anlattım ama internetten orijinalini buldum. Aziz Nesin ustanın hikayesiymiş):

AĞA İLE ÇOBAN MEHMET'İN HİKAYESİ

Köyün ağası traktörüne binmiş, kasabaya pazara gidiyor. Yolda köyün çobanı Mehmet’e rastlamış. Mehmet yürüyerek gidiyor kasabaya. Ağa Mehmet’i traktöre çağırmış. Bir süre sonra, ağanın aklına bir muzırlık gelmiş, biraz eğlence olur diye düşünerek, traktörü durdurmuş ve Mehmet’e dönmüş. “Ula Mehmet” demiş, “şu yolun kenarındaki mayısı gördün mü?” (Köylük yerde hayvan bokuna “mayıs” da denir).
”He gördüm ağam” demiş Mehmet.
Ağa devam etmiş “Ula Mehmet” demiş..
“Şu mayısı yersen bu traktörü sana veririm”.
Mehmet şaşırmış, afallamış. İçinden “Yav” demiş, “Ömrü hayatımda böyle bir şeye sahip olamam. Gözümü kapatıp yersem, bu traktörün sahibi olurum” diye düşünerek “Olur ağam essah mı dediğin” diye ağanın teklifini garantiledikten sonra, traktörden inmiş, yolun kenarındaki mayısı bir çırpıda yutmuş.
Ağanın maksadı aslında Mehmet’le dalga geçmekmiş; ama, olanı biteni görünce o da şaşırmış ve sözünde durarak direksiyondan kalkıp traktörü Mehmet’e teslim etmiş. Akşama doğru işleri bitince köye dönerken traktörün yeni sahibi Mehmet, ağayı da alıp köye doğru yol almışlar. Ama, ağanında canı sıkkın, Mehmet’in de. Ağanın canı sıkkın: çünkü, biraz eğleneyim derken gül gibi traktörü çoban Mehmet’e kaptırmış; Mehmet’in canı sıkkın:
çünkü, mayısı yediği köyde duyulunca nasıl aşağılanacağını düşünmüş. Bu düşüncelerle giderlerken, birden traktörü durdurmuş Mehmet ve ağaya dönerek “Ağam” demiş, “Bilirim ki senin de canın sıkkın benim de. Bak şu yolun kenarında ki mayısı görürsün. O mayısı yersen, traktörü geri sana veririm” demiş. Ağa zaten büyük pişmanlık içinde, içine oturmuş traktör. Hemen atlamış yola ve gözlerini kapatarak bir çırpıda yemiş mayısı.
Sonra direksiyondan Mehmet kalkmış, ağa oturmuş…
Köye yaklaşırlarken ağa Mehmet’e dönüp
“Ula Mehmet, bu traktör kasabaya giderken benimdi değil mi?”
”Evet, senindi ağam.”
“Kasabadan dönerken de benim değil mi?”
“Senin ağam.”
“Peki… O zaman Mehmet bir şey değişmediyse biz bu boku niye yedik.”

CEYHUN BOZKURT

oceyhunb@gmail.com

bozkurtceyhun@yandex.com


Hiç yorum yok: