11 Temmuz 2009 Cumartesi

KERKÜK'TEN SONSUZA DEK UZAKLAŞMAK

Uluslararası Kriz Grubu’nun “Irak ve Kürtler” başlıklı raporu, çok çarpıcı ve yeni bir gelişme olarak yansıtılmaya çalışıldı. Aslında ilginç bilgiler ve itiraflar da bu raporda yok değil. Evet yanlış okumadık. İtiraf anlamı taşıyan ifadeler yer alıyor raporda. Örneğin, Mesud Barzani'nin özel kalem müdürü Fuat Hüseyin'in şu sözleri itiraf değil mi?


“Eğer (Iraklı) Şiiler İran'ı ve Sünniler Arap dünyasını seçerse, Kürtler de Türkiye ile ittifaka girmek zorunda kalacak.”

Daha 1,5 sene öncesine kadar “Türkiye’yi topraklarımızda istemiyoruz, değil bir Kürt (hatırlanacak olursa aslında Kürt dediği, masum Kürt kardeşlerimiz değil PKK’lı teröristler) bir Kürt kedisini bile Türkiye’ye vermeyiz, Türk Ordusu Kuzey Irak’a girerse Kürdistan’ı onlara cehennem ederiz” türünden laflar edenler, şimdi “Türkiye’ye ihtiyacımız var” diyorlar. Peki ne oldu da bu değişim yaşandı?

Çünkü Irak’ta birlik havası arttı ve Şii-Sünni ayrılığı bir süreliğine de olsa bazı güçlerce ikinci plana atıldı. Öncelik, işgalin sona erdirilmesi üzerine kuruldu. Bu birliktelik, demeçlere ve fiiliyata da yansıyınca, “Vatan haini” pozisyonundaki Barzani ve Talabani’nin etekleri tutuştu. Batısında Suriye, güneyinde Şii-Sünni hakimiyetindeki Araplar, doğusunda İran bulunan Irak’ın kuzeyindeki kukla yönetim için tek çıkış noktası Türkiye kaldı. Çünkü hangi ülke olursa olsun, ülkeye ihanetin bedeli ağırdır. Bunun farkındalar.

Ayrıca ABD’nin çıkacağı kesinleştiği Irak’tan çekilmeden önce Kerkük petrollerinin bir an önce Batı’ya aktarılması gerekiyordu. Hatırlayın, anlı şanlı törenlerle Barzani ve Talabani Kerkük’ten petrol ihracına başlamıştı. Bu noktada da yine çıkış noktası Türkiye. Türk halkının ve Türk ordusunun arkasından çevirdikleri oyunlar ve Türkiye’ye yönelik hakaretamiz ifadeleri bu icraatların önünü tıkamıştı.

Bu noktada da Türkiye, “stratejik ortağı (ki buna artık kimse inanmıyor)” ABD aracılığıyla markaj altına alındı.

Hükümetler tarafından, bundan on yıl önce ayağımıza çağrılan Barzani’nin aşağına diplomatlar, müsteşarlar gönderildi. Temaslar sürmekte.

Fuat Hüseyin devam ediyor:

“Biz Türkiye ile birlikte olmak zorundayız…”

İşte itiraf diye buna denir.

Biz gelelim asıl konumuza. Son dönemlerde sürekli ısıtılmaya başlanan bu ifade aslında yaklaşık 25 yıldır Türkiye’nin önüne konuluyor. “Biz Türkiye ile birleşmek istiyoruz” ifadesinin arkasında, Türkiye’nin başta Kerkük ve Musul olmak üzere, Türkmen coğrafyasını ve Kuzey Irak’ı kontrol altına alması değil, Kuzey Irak ile Güneydoğu’yu önce gerek ekonomik, gerek politik, gerekse sosyal, kültürel anlamda birleştirip, ardından da Türkiye’den koparmak yatıyor.

PLANIN GEÇMİŞİ

ABD Savunma Bakan Yardımcısı William Taft, 7 Kasım 1986 günü Ankara'ya 24 saatlik bir yıldırım ziyarette bulunmuştu. Elindeki dosyada, Türkiye'nin Kerkük ve Musul'u işgal etmesine ilişkin bir senaryo vardı. Türkiye'deki bazı çevreler böyle bir senaryoyu "milli" olduğunu iddia ettikleri gerekçelerle birlikte hemen savunmaya başladı.

Planın esası şu yöndeydi: Türkiye, Irak’ın sıkıntılı olduğu bir dönemde, Türk Milleti’nin hasret kaldığı Musul ve Kerkük’e girecek, bu hattı kontrol edecek(!), Irak’ın kuzeyindeki peşmergeleri Saddam’dan koruyacak vs.

Mart 1988'de bu konu yeniden gündeme geldi.

Amerika şunun farkındaydı. Türkiye ve Türk Milleti için, Kerkük ve Musul bir yaradır. Bu konuda hasret vardır, acı vardır, umut vardır. Bu nedenle orada kurulacak bir “kukla devlet” Türkiye’nin gardı düşürülmeden, Türkiye’yi bu konuda hazırlamadan yaşayamaz. Amaç Türkiye himayesinde bir devlet kurdurulmaktır. Çünkü Türkiye’de kamuoyunu oluşturan, psikolojik harekatta bulunan basın da dahil olmak üzere bazı unsurların büyük çoğunluğu, maalesef Türk milli çıkarlarından çok her türlü emperyal gücün çıkarı için çalışmamlar yürütmektedir. Türkiye’de “Kürt devleti kurulsun, bakın engellenemez bir durum bu. Bunu engelleyemeyiz. Karşı çıkarsak küçülürüz, desteklersek bizim himayemizde olur. İstediğimiz zaman uyarırız, müdahale ederiz” düşüncesini savunanlar vardır. Bu düşünce 1995 yılında açıkça dillendirildi.

Cengiz Çandar, “Türkiye Kuzey Irak’a doğru büyümeyi kabul etmezse, küçülecek” diye yazıyordu.[1] Türkiye, bu planı zaten reddetmiş, Kuzey Irak’ta arka arkaya terör örgütü o bölgede oluşturulan yapıya darbe vuran eylemlere girişmişti. İşte Cengiz Çandar bu konuda da tepkiliydi. Şu satırları yazdı:

“Defalarca, Türkiye ya büyür ya küçülür. Böyle kalamaz. Bir tek böyle kalması imkansız diye yazdık. Türkiye ya beşeri sınırlarına kadar uzayacak, ya da beşeri sınırlarına kadar çekilecek... Yani ya bundan sonra Kuzey Irak Türkiye’den sorulur, Türkiye büyür. Veya Türkiye, Kürtler olmadan sadece Türk beşeri sınırına çekilir. Bu küçülmedir.”[2]

Çandar demek istiyor ki: Amerika bu konuda kararlıdır. Orada bir devlet kurulacak. Bu devleti tanıyalım, korumamız altına alalım, böylece istediğimiz zaman müdahale edebiliriz (!). Kabul etmezsek, Amerika bu devleti yine kurar, bizim Güneydoğumuzu da alır, küçülürüz.

Konu önemli.

[1] Cengiz Çandar, Sabah, 25 Mart 1995

[2] Çandar, agy.

CEYHUN BOZKURT

oceyhunb@gmail.com

bozkurtceyhun@yandex.com

https://twitter.com/cyhnbzkrt


https://www.facebook.com/cyhnbzkrt

Hiç yorum yok: