1 Haziran 2010 Salı

İSRAİL İLE KRİZDE DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN 3 BÖLGE

İsrail'in saldırısı ile PKK'nın saldırısının arasında yaklaşık 4,5 saat olması, iki saldırının da Doğu Akdeniz'in çok kritik yerlerinde gerçekleşmesi, bir anda gözleri Türkiye ile İsrail arasındaki gerginliğe çevirdi.

Saldırının yaşandığı saatlerde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu Latin Amerika'da, Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ da Mısır'da resmi temaslarda bulunuyordu.
Başbakan ile Genelkurmay Başkanı gezilerini keserek yurda dönerken, Dışişleri Bakanı Davutoğlu, ABD'ye geçerek New York'ta Birleşmiş Milletler nezdinde girişimlerde bulundu ve olağanüstü toplanan BM Güvenlik Konseyi toplantısına katıldı. Herkes bir merak içinde. Tüm Türkiye neler olup bittiğini merak ediyor.

Benim dikkatimi çeken bir ayrıntı, Dışişleri Bakanı Davutoğlu'nun ABD'de yaptığı basın toplantısında bir görüntüydü. Dikkat ettiyseniz, Davutoğlu'nun önünde sadece STV, İHA ve birkaç televizyon kanalının mikrofonu vardı. Yani topu topu 5-6 tane. Yabancı gazeteci elbette vardı. Bazıları sorular da sordu. Ancak basın toplantısının Türkiye saati ile 23.30 gibi yapıldığı düşünülürse ve ABD'de de o sıralarda saat yaklaşık 16.00 sularında olduğu hesap edilirse, New York'ta bulunan yabancı televizyonlar, Davutoğlu'nun basın toplantısına itibar etmemişler sonucu ortaya çıkıyor. (Olay için önemsiz demek istemiyorum. Kesinlikle son derece önemli bir olay ve bu saldırıya karşı İsrail'e gereken tavır gösterilmelidir). Ancak ABD'de bulunan televizyon organları kesinlikle böyle bir krizi kaale almamış görünüyor. Bunu garipsedim. Çünkü konuşan kişi, krizin iki tarafından birinin en üst düzey yöneticilerinden biriydi.

Gelelim dikkat çekmek istediğim boyuta, yani İsrail'in bundan sonra Türkiye'ye karşı kullanabileceği kartlara.

KÜRT KARTI

İsrail, kendi açısından tamamen düşman hattıyla çevrili bir ülke (İnsanın terör örgütü diyesi geliyor ama sonuçta uluslararası hukuka göre İsrail bizim de tanıdığımız bir ülke). ABD üzerinden bazı Arap ülkeleri ile iyi ilişkiler içinde olması, İsrail için yeterli değil. Suriye ve Irak ile gergin olan ilişkiler, Arap dünyasının da bazen İsrail karşıtı tutum almasına neden oluyor. Ayrıca Arap dünyası dışında olmasına rağmen bölgenin güçlü aktörü İran da, İsrail'in çıkarları açısından bir tehdit arzediyor. Böyle olunca da İsrail'in, Sevr Antlaşması ile vücut bulan bir Kürt devletinin, bölgeye bir kama gibi sokulmasına itiraz etmeyeceği biliniyor. Böyle bir durumda, İsrail karşıtlığı, bölgenin güçlü dört ülkesini bölen kukla bir devlet nedeniyle bir nebze olsun hafifleyecek, Arap dünyasının, İran'ın ve Türkiye'nin dikkati sadece İsrail'e değil, kukla devlete de yoğunlaşacak.

Bu nedenle İsrail öncelikle Kürt kartını Türkiye'ye karşı kullanacaktır. Zaten Irak'ın kuzeyindeki Barzani yönetimi ile son derece sıcak ilişkileri vardır. Çok çeşitli araştırmalar, Barzani ailesi ile İsrail arasındaki ilişkinin sadece siyasi çıkar değil, bir din bağı ilişkisi olduğunu ortaya koymakla beraber, bunları iddia olarak varsaysak bile 1960'lı yıllarla beraber artan bir Barzani-İsrail ilişkisi söz konusu. Eski MOSSAD görevlilerinin anılarında bu ilişki somutlaşmıştır. 1990'larla beraber bu ilişki, sadece Irak yönetimini değil, Türkiye'yi de olumsuz etkiliyor. 2003 yılı Mart ayında başlayan Irak'a saldırı ve sonrasında Irak işgali sonrasında bu ilişki yeniden ivme kazanmış, İsrail özel kuvvetlerinin, Barzani'nin peşmergelerini eğittiği haberleri de Türk basınına yansımıştı. Bunu Aydınlık Dergisi, Yeniçağ Gazetesi başta olmak üzere çok sayıda yayın organı yayınlamıştı. Hatta Gazeteci ağabeyim Uğur Yıldırım, Amerikalı gazeteci Seymuour Hersh'ten çok önce bunu haberleştirmişti. (Bir Türk gazeteci bunu haberleştirince pek önemsenmez, ama bir Amerikalı bunu yazınca gündeme oturur. Bu da ayrı bir eleştiri konusu.)


İsrail ayrıca PKK ile de belli kaynaklar üzerinden ilişki içerisinde. Bu ilişkinin somut belgeleri ortada yoktur. Ancak Emekli Orgeneral Edip Başer'in, bu akşam Star televizyonunda yayınlanan Arena programında da söylediği gibi, çok ciddi duyumlar söz konusu. Bu ilişkinin gündeme gelmemesinin nedenlerinden biri de, İsrail'in son yıllara kadar bölgede güvenebeliceği ülkelerin başında Türkiye gelmesidir. PKK ile İsrail arasındaki ilişki daha çok ABD ve Barzani üzerinden yürür. Ancak Ortadoğu gibi bir bölgede, PKK gibi Türkiye'ye karşı emperyalistler için vekaleten savaş yürüten bir örgütle İsrail'in ilişkiye geçmediğini düşünmek biraz safdillik olur.

Son PKK saldırısı da, özellikle de İskenderun'da kara birliğine değil de Deniz İkmal Komutanlığı'na yapılan şiddetli saldırı, Türkiye'ye, Doğu Akdeniz'deki deniz gücümüze önemli bir mesaj niteliği taşır gibiydi. İsrail “Gemilerinizi sakın bize karşı harekete geçirmeyin” mi dedi, Doğu Akdeniz'de hem sizin sivil gemilerinizi saldırırım hem de deniz gücünüzü vururum diyerek gözdağı mı verdi bilinmez, ama iki saldırı arasında bağlantıyı vurgulayanlar, pek haksız sayılmazlar.

Bu durumda, önümüzdeki dönemde artacağı tahmin edilen terör dalgasına dikkat etmek gerekir. Bu sürecin, Türkiye'yi parçalamaya dönüşmemesi için, özellikle de Büyük Ortadoğu Projesi için hayati önemde olan Irak'ın kuzeyi merkezli bir kukla devlet kurulmaması için, Türkiye topyekün bir seferberliğe ihtiyaç duyabilir. Çünkü İsrail Türkiye'yi o bölgeden tehdit edecektir.

ERMENİ KARTI

Nereden çıktı bu demeyin. Çünkü daha birkaç gün öncesinde Norveç'te yapılan Eurovision yarışmasında, İsrail'in 12 tam puanı hangi şarkıya verdiğine dikkat çekmek gerekir. İsrail, 12 tam puanı, “Kayısı Çekirdeği” isimli şarkısıyla ve sözlerinde sözde soykırım iması bulunan Ermenistan'ın şarkısına verdi. Sonuçta İsrail, bana göre şiddetli kuşkular olmakla birlikte, dünyada resmi anlamda soykırıma uğrayan bir ülke. Ermenistan da, sözde soykırım iddiasını yıllardır dile getirir ve son yıllarda bu girişimler, Türkiye açısından son derece ciddi tehdit oluşturmaya başladı. Aslında bu iddiaların arkasında Ermenistan'dan çok emperyalist güçlerin olduğu artık aşikar. Yani mesele bir tarih değil siyaset sorunu. Bu nedenle siyaseten ayakta durmak gerektiğini düşünüyorum. Konuya dönecek olursak işte bu çerçevede; ABD'deki Yahudi lobisi üzerinden İsrail'in Türkiye'yi, sözde soykırım kartıyla zorlayacağını düşünmek de komplo teorisyenliği sayılmaz. Ayrıca yine Yahudi ve Ermeni lobisinin güçlü olduğu Fransa'dan da İsrail'in bu konuda destek alması muhtemel. Bu nedenle Türkiye bu konuda da girişimlerde bulunmak ve önlemini almak durumundadır.

KIBRIS

Ada’nın İsrail açısından önemi malum. Arap dünyası ile çevrilmiş olan bu ülkenin tek çıkış yolu olan Akdeniz’de güvenli bir Kıbrıs, İsrail açısından çıkış yolu niteliği taşıyor. Ayrıca İsrail’de toplanacak bazı petrol boru hatlarının korunması açısından da Doğu Akdeniz’in güvenliği bir anlamda Kıbrıs’tan geçiyor. Bu nedenle Ada’nın kontrol edilmesi İsrail açısından hayati önemde.

Ayrıca İsrail’in Rum Yönetimiyle ilişkileri de çok eskiye dayanıyor. 1990’lı yılların ortalarında, İsrail savaş sanayi yetkililerinin, Rum Temsilciler Meclisi Savunma Komitesi üyeleriyle temas kurarak, İsrail'in silah deposunu kendilerine açabileceğini bildirmesi bu yakınlığı göstermesi bakımından çarpıcıdır.

İsrail istihbaratı için de Ada önemli bir üs. 21 Eylül 1986 tarihli Nokta’da şu bilgiler yer alıyordu:

"Ada’da, Ada halkından çok casus yaşıyor ve bunların çoğunluğu da Mossad ajanları. Kıbrıs, İsrail’in bölgedeki gözü ve kulağı niteliğindeki en önemli organı durumunda. Mossad’ın yüzlerce casusu adada faaliyet gösteriyor... Ayrıca İsrail Larnaka ve Limasol limanları aracılığıyla Lübnan’daki Falanjistlere silah yardımında bulunuyor."

Kıbrıs üzerinden Doğu Akdeniz'in NATO açısından önemine de dikkat çekmek gerekir. Önümüzdeki günlerde NATO'nun da konu ile ilgili toplanacağı hesap edildiğinde, geçen yıl 2023 dergisi için yazdığım makaledeki şu bölümü yeniden hatırlatlatmakta fayda var:

Irak’ın işgaline Sarkozy yönetiminden önce sıcak bakmayan, ancak yeni yönetimle birlikte ABD ile uyum içinde çalışmaya başlayan Fransa’nın NATO üzerinden Doğu Akdeniz’e çıkma çabaları, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile temasları ve askeri işbirliği anlaşması yapması, bu anlaşmanın da tam olarak Lübnan-İsrail savaşının patlak verdiği döneme rastlaması tesadüf sayılamaz. Fransa’nın NATO’nun askeri kanadında artacak ağırlığı, Doğu Akdeniz üzerinden Suriye, Lübnan gibi ülkelere yönelik baskıları artıracak gibi görünüyor. Bu politikaların İsrail ve ABD’den bağımsız yürüyeceği söylenemez. Bu da Kıbrıs’ın önümüzdeki süreçte Ortadoğu’da sahneye konacak gelişmelerin dışında olmayacağının bir kanıtı. Ayrıca Fransa’ya Ortadoğu’da oynayacağı rol için Baf’ta verilen üsii de adanın, belirttiğimiz önemini gözler önüne seriyor.

Bu askeri işbirliği anlaşması aynı zamanda Güney Kıbrıs Rum Yönetimi açısından da bir başarı niteliği taşıyor. Çünkü anlaşma ile Rum Yönetimi hem ABD ve müttefiklerine yaklaşacak hem de sadece iki anavatana (Türkiye ve Yunanistan) ve İngiltere’ye Ada’da askeri varlık bulundurma yetkisi veren 1960 Garantörlük Anlaşması’nda gedik açacaktı.

Önümüzdeki dönemde, Kerkük-Hayfa ve Musul-Hayfa petrol boru hatlarının güvenliğinin bir boyutunun da Akdeniz olacağı varsayılırsa, Doğu Akdeniz’de ABD ve müttefiklerinin güvenliği artırma çabalarını artırması kaçınılmaz olacaktır. Fransa’nın Doğu Akdeniz’de ABD’yi rahatlatacak bir misyon üstlenmesi, bu açıdan da değerlendirilebilir.

SONUÇ

Aslında bu olayların çok daha fazla boyutu olduğu kanaatindeyim. Ancak Türkiye'nin öncelikli olarak bu üç konuda önlem alması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü birçok uzmanın da dile getirdiği üzere İsrail'in böyle bir saldırıya girişmeden önce, sonrası için gerekli hamlelerini hazırladığı kesin. Bu durumda da böyle bir topyekün saldırıya hazırlıksız yakalanmak, gündemdeki BOP haritasının hayata geçirilebileceği tehlikesini doğurur. Kürt meselesi, Ermeni iddiaları ve Kıbrıs, iki ülkeyi, daha doğrusu emperyalist güçlerle Türkiye'yi karşı karşıya getirecek bir coğrafi alandır. Bu durumda da sorulması gereken en önemli soru "İsrail ile önemli ekonomik ilişkileri bulunan ve BOP Eşbaşkanlığı açıklamaları nedeniyle kamuoyunun tepkisini çeken AKP Hükümetinin bu kriz sürecini yönetebilecek gücü olup olmadığı"dır.

NOT: Bu konuda daha birçok soru gündeme getirilebilir. Olayın Yeni Osmanlı Projesi boyutu, dincilerin, ABD'nin Irak'taki Türkmen ve Araplar'a yönelik katliamlarına sessiz kalmasına rağmen, mesele Filistin bile değil HAMAS olunca nasıl ayağa kalktığı boyutu vs. Ancak şimdi bir taraftan geçmişten ders alınırken, diğer taraftan da ülkemiz için hayırlı sonuçları çıkartmak gerektiğini düşünüyorum.

Hiç yorum yok: