13 Mayıs 2018 Pazar

14 NİSAN SALDIRISININ SONUÇLARI

Bir süredir yazılarıma ara vermiştim. En son yazımı 14 Nisan’da yazmıştım. Bu süre zarfında yeni kitabımın çalışmalarına başladım. Malum son kitabım “Vizesiz Müttefik” Ocak ayı başında yayımlanmıştı. Yeni kitapta bir sürpriz yapacağımı söyleyebilirim. Şimdiye kadar yazdıklarından farklı bir çalışma okuyacaksınız. Bunun için çok sayıda metin okumam, ciddi bir araştırma yapmam gerektiği için gündemi takip etmek kolay olmadı.

Aktardığım zaman dilimi içinde bölgesel ve ulusal bazda çok önemli gelişmeler yaşandı. Bölgesel gelişmeleri daha da derinleştirecek en önemli mesele ABD’nin İran ile nükleer müzakerelerden çekildiğini açıklaması oldu. Zaten bir süredir ABD, İsrail, Suudi Arabistan liderliğindeki küresel ve bölgesel güçler İran’ı çevreleme anlamında adımlar atıyordu. Bu nedenle, Trump yönetiminin aldığı karar, endişe oluştursa da beklendiği için çok da şaşırtıcı olmadı. Ayrıca Suudi Arabistan ve Mısır öncülüğünde oluşturulacağı belirtilen Arap Gücü’nün yansımalarının nasıl olacağını, olası tehlikeleri tehditleri, Yörünge Dergisi’nin bu ayki sayısında yayımlanan yazımızda belirtmiştik. (Yazıyı Okumak İçin Tıklayın)

Türkiye için en önemli gelişme ise “açıklandı açıklanacak” diye konuşulan erken seçimin netleşmesi oldu. Önce 17 Nisan’da Cumhur İttifakı’nın önemli aktörü MHP’nin Genel Başkanı Devlet Bahçeli, 26 Ağustos’ta erken seçim yapılmasının gerekli olduğunu söyledi. Bir gün sonra da Bahçeli ile biraraya gelen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, erken seçim tarihinin varılan mutabakat çerçevesinde 24 Haziran olduğunu kamuoyuna duyurdu. Erdoğan’ın seçim açıklamasında en önemli ifade, kararın Türkiye’nin beka sorunu çerçevesinde alındığını vurgulamasıydı.

İşte bu tür dönemlerde gündemin biraz gerisine çekilmenin bazı avantajları oluyor. Bu avantajların başında bıraktığın zaman ile yeniden başladığın zamanın değişimini daha net görmek oluyor. Aynen bir çiçeğe sürekli bakarsanız nasıl büyüdüğünü göremezsiniz ya, onun gibi düşünün. Gündemi sürekli takip etmek bazen değişimi, o değişimin etkilerini çok geç farketmeye yol açıyor. Bende yılda en an az bir defa yaptığım şeyi yapıp, gündemden kendimi geri çekince 14 Nisan ile 13 Mayıs arasındaki değişimin fotoğrafını daha net çekebildiğimi düşündüm.

14 Nisan ile 13 Mayıs arasındaki dönemde yaşananları, saldırının sonuçlarını madde madde anlatmak sanırım daha sağlıklı olacaktır.

SURİYE:

Suriye konusunda 2017 yılı Ocak ayında başlayan Astana Süreci’nde ciddi bir ilerleme kaydedilmişti. Tabiri caizse Astana toplantıları, ABD kontrolündeki Cenevre toplantılarının pabucunu dama atmıştı. Hatırlanacağı üzere 30 Haziran 2012’de İsviçre’nin Cenevre kentinde düzenlenen konferansla başlayan süreçte bir adım boyu yol alınmamıştı. Ancak Türkiye, Rusya ve İran’ın garantör ülke olarak başlattığı Astana toplantıları sonucunda yıllar sonra çatışmasızlık bölgeleri oluştu. Bu, sivil kayıpların ve çatışmaların önüne geçme açısından büyük önem arz ediyordu. Bu nedenle Suriye’de çözüm isteyenler için gözler Cenevre’den Astana üçlüsüne döndü. İşte bu üçlünün Ankara’da 4 Nisan’da yaptığı son toplantı Batı dünyasında panik yarattı. Bu süreçte ABD’nin tüm politikalarına destek vermemeye çalışan Almanya bile Ankara toplantısından sonra huzursuz oldu. İşte 14 Nisan saldırısından sonra Suriye’de düzelmeye başlayan dengeler yeniden bozulmaya başlandı. Türkiye, Rusya ve İran’ın hamleleriyle sıkışan, başını eğen ABD’nin partnerleri, saldırı sonrasında Suriye sahasında yeniden kafasını kaldırmaya başladı. Bunun son örneği Suriye’nin toprak bütünlüğünü tehdit eden PYD’nin nefes alıp, ABD ile yeniden ortak operasyon yapacak duruma gelmesi.

PYD/PKK TERÖRÜYLE MÜCADELE:

Türkiye, DEAŞ terör örgütüne karşı başlattığı Fırat Kalkanı’yla PKK/PYD’ye açılmaya çalışılan koridora dolaylı yoldan darbeyi indirmişti. Astana süreciyle beraber, sıranın PKK/PYD terör örgütünün işgal ettiği bölgelere de geleceği bekleniyordu ve geldi de. 20 Ocak 2018’de Afrin  bölgesindeki terör örgütü unsurlarına yönelik başlatılan Zeytin Dalı Harekatı, bu iletişimin meyvesi oldu. Bölgeden teröristler temizlenirken, Türkiye’nin gerek diplomatik gerek askeri hamleleri, terör örgütünü işgalini sürdürdüğü bölgelerde bile hareketsiz bırakmıştı. Ancak 14 Nisan’da Şam’a yönelik ABD, İngiltere ve Fransa saldırısı sonrası örgüt Suriye’de nefes almaya başladı. Son olarak ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Nauert’in 1 Mayıs’ta yaptığı açıklama bunun göstergesi oldu. Nauert, açıklamasında ABD’nin, DEAŞ’ın elinde bulundurduğu son bölgelere operasyon yapacağını, bu operasyonda da PKK/PYD terör örgütünü kamufle eden SDG’li teröristlerle işbirliği yapacaklarını söyledi. Yani hareketsiz kalan örgütten, yeniden saha operasyonlarına başlayacak bir terör örgütüne geçiş yapıldı.

Ek olarak, Münbiç’teki terörist varlığının temizlenmesi konusunda Türkiye herhangi bir geri adım atmasa da, ABD ile Türkiye arasında müzakere seçeneği, askeri harekat seçeneğinin önüne geçti.

Washington yönetimi, müttefiki olarak niteleyip “kara gücüm” tanımını yaptığı terör örgütünü korumak için 14 Nisan’dan sonra bir hamle daha yaptı. İran’ı hedef alarak planlandığı düşünülse de, terör örgütü bölgelerini koruyacağı için Türkiye’yi de etkileyecek hamle, Suudi Arabistan ve katabilirse Mısır öncülüğündeki bir Arap gücünü ABD kontrolündeki bölgeleri korumak için getirme planının devreye sokulmasıydı. Şimdilerde bu gücün özellikle Mısır ayağının müzakereleri sürüyor.

İRAN:

ABD ve müttefiklerinin, özellikle Donald Trump’un ilk yurtdışı ziyareti olan Suudi Arabistan seferinden sonra İran’ı çevreleme politikası izlediği biliniyor. Bu politikanın askeri boyutu son dönemlerde daha çok önem çıkmaya başladı. Yukarıdaki paragrafta sözünü ettiğimiz Arap Gücü de İran’ı hedef alacak gibi görünüyor. Olayın boyutu o kadar büyükki, yıllardır terör örgütleri üzerinden sürdürülen vekalet savaşı, artık ülkeler arası savaşa dönüşmek üzere. İran’ın, Astana Süreci ile Suriye’de çözümde eli güçlenirken, 14 Nisan saldırısı sonrası bu denge yeniden ABD, İsrail, Suudi Arabistan lehine dönmüş gibi gözüküyor. Bu durum ise Türkiye’yi çok olumsuz etkileyebilecek bir bölgesel savaşı tetikleyecek nitelikte.

FETÖ’DEKİ HAREKETLİLİK:

14 Nisan saldırısının Türkiye içine de yansımaları oldu. Gerek sosyal medya gerek başka araçlarla FETÖ başta olmak üzere terör örgütlerinin bir umuda kapıldıkları, bu umut çerçevesinde hareketlendikleri görüldü. Özellikle seçim tarihinin belirlenmesi sonrasında, başta FETÖ militanları olmak üzere terör örgütleri alttan alta “24 Haziran’dan sonra her şey farklı olacak” algısı oluşturmaya çalıştı. Bu durum toplumda FETÖ karşıtlığında ortak düşünen toplumsal tabanı bile gerdi ve karşı karşıya getirdi. Bu gelişmenin PYD’ye “kara gücüm” dediği gibi FETÖ militanlarına “müttefikimiz” diyen ABD saldırısı sonrası olması dikkat çekti.

SONUÇ

Özetle ABD’nin bölgede elini yeniden güçlendirmek için yaptığı bu hamle, önümüzdeki dönemde Türkiye’yi sıkıntıya sokacak gibi gözüküyor. Gerek terörle mücadele, gerek bölgesel iletişim bu saldırganlıkta büyük sınav verecek. Bu sınavdan başarıyla geçmenin yolu, terörle mücadele sağlam argümanlar ve yerli, milli mücadele yöntemleri uygulamak, bölgesel iletişimi güçlendirmekten geçiyor gibi gözüküyor. En önemli unsur ise özellikle seçim sürecinde yaşanacak çekişmeleri, yönetilebilecek sınırların dışına taşırmamaktır. Çünkü önümüzdeki dönemde yaşanacak sıkıntıları aşmanın en önemli aracı birlik ve beraberliğimizi korumak olacaktır.

Hiç yorum yok: