12 Nisan 2018 Perşembe

HEDEF ASTANA SÜRECİ

Suriye merkezli yaşanan ve büyük güçleri karşı karşıya getiren gerilim süreci, ABD Başkanı Donald Trump'ın dün ABD saati ile 06:57'de attığı sosyal medya mesajıyla zirve yapmıştı. Bölgeye ABD ve İngiliz askeri gemilerinin ve birliklerinin sevk edildiği, bu iki ülkenin müttefiklerinin de hazırlıklarını sürdürdüğü haberleri de basına yansıdı. Karşılık olarak Rusya ve İran'dan da askeri hazırlıklarını artırma hamlesi geldi. Çin'in Rusya'ya destek veren çıkışı da eklenince dünyanın yeni bir savaşın eşiğine geldiği yorumları arttı. Her ne kadar ABD Başkanı Trump'ın ilk mesajından yarım saat sonra daha yumuşak bir mesaj yazması, ABD içinde farklı içerikte açıklamalar yapılması herkese bir nefes aldırsa da gerilimin sürdüğünü söyleyebiliriz. Her an Suriye merkezli büyük bir çatışma ortamının oluşması olasılığı, bütün dünyayı tedirgin ediyor. Peki 8'inci yılına giren Suriye iç savaşında ne oldu da gerilim bu noktaya kadar yükseldi?

Hatırlayacaksınızdır. ABD'nin askeri ve ekonomik hedeflerine ulaşma amacıyla uyguladığı stratejiyi "ABD PYD İÇİN KANDİL'DEN VAZGEÇEBİLİR" başlıklı yazımda aktarmıştım. Hatırlayalım:
"Amerikan müdahalelerinin son zamanlarda iki ana strateji üzerinden yapıldığı, birincisinin Eko Strateji (eko politik), ikincisinin Teo Strateji (teo politik) hamleler üzerinden yürümekte olduğu görülmektedir.

ABD, temel stratejisine ulaşmak, askeri ve ekonomik stratejilerinin gereği olarak dünya enerji havzalarını kontrol altına almak amacıyla bölgeye yerleşme planlarını hayata geçirmek için faaliyetlerine devam etmektedir. Bu amaçla birbiriyle bağlantılı ilerleyen şu adımları atma yolunu tercih etmiştir:

- Bölgedeki etnik, mezhebi ve sınır sorunları gibi anlaşmazlıkları kışkırtarak bölge ülkelerinin çatışma ortamına sürüklenmesine yol açmak,
- Halkların ezilmişliği, demokrasinin eksikliği, özgürlük ve hukuk düzeni gibi argümanlar ile bazen kitle imha silahları, kimyasal silahların kullanımı ve ölçüsüz güç kullanımı gibi hususları müdahale sebebi saymak,
- Ülkelere önce yaptırım uygulayarak istikrarsızlığa sürüklemek,
- Ülke içi kargaşa ortamı ve iç çatışmalara yol açmak,
- Ardından medya gücü ile dünya kamuoyunu psikolojik olarak hazırlamak,
- En sonunda uluslararası kuruluşlar ve Birleşmiş Milletler'deki gücü ile müdahalesini meşrulaştırma ortamını hazırlayıp müdahale etmek ve bölgeye yerleşmek."


CENEVRE'DE KAOS VARDI

ABD son 30 yıldır bölgede uyguladığı bu politika çerçevesinde Suriye'ye de yerleşmişti. Bunu PKK/PYD terör örgütünü ve kontrolündeki bazı muhalif ve silahlı grupları kullanarak yaptı. Suriye üzerinden gerek Türkiye gerek İran gerek Rusya'yı çevreleme, İsrail'i koruma, Asya coğrafyasını tehdit etme politikası izledi. Ayrıca Çin'in dünya ekonomisini ve politikasını etkileyecek Kuşak Yol Projesi'ni de kuşatmayı hedefledi. Bölgedeki müttefikleri Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkeleri de yanına alarak adım adım Suriye'yi, Irak'ı ve nihai hedefte Türkiye ile İran'ı parçalama politikasını uyguladı.

Bu dönemde Cenevre'de başlatılan süreç de, çözümden çok ABD'nin bölgedeki politik çıkarlarına hizmet eder hale geldi. Cenevre masasında adeta bir kaos yaşanıyordu.

Türkiye'de devlete sızan FETÖ militanları da bu politika çerçevesinde kullanıldı. Ancak özellikle Türkiye'nin 2015 yılı Temmuz ayı itibariyle içeride PKK'ya karşı, 2016 yılı Haziran ayının sonunda Rusya ile iletişime geçmesi paralel olarak içeride ve dışarıda PKK/PYD ve FETÖ başta olmak üzere bütün terör örgütlerine karşı giriştiği mücadele aktardığımız planı bozmaya başladı.

ASTANA NEFES ALDIRDI

23 Ocak 2017 tarihi itibariyle Türkiye, Rusya ve İran'ın Kazakistan'ın başkenti Astana'da başlattığı "Astana Süreci" olarak da adlandırılan politik iletişim ve işbirliği ile Suriye iç savaşında yeni bir döneme girildi. O tarihe kadar Suriye coğrafyasında sık sık karşı karşıya gelen üç ülke, Astana süreciyle beraber sahada iletişimini güçlendirdi ve uzlaşmazlık noktalarını değil, çözümün nasıl olacağını öne çıkarmaya başladı. Diyalog günümüze kadar sürdü. Süreç üç ülke açısından da avantajlar barındırıyordu.

- Türkiye, etnik bölücülükle mücadelesini Suriye sınırları içine taşımayı başardı, kendisinin desteklediği muhalif kuvvetlerin elini güçlendirdi.

- Rusya, ABD ve müttefiklerinin kontrolü altındaki muhalif veya terörist gruplarla mücadelesini hızlandırdı.

- İran da, Türkiye'nin desteklediği muhaliflerden çok ABD-İsrail saldırı hattına yoğunlaşabildi. Bu ülke ayrıca Cenevre'de masada değilken, Astana'da 3 ana aktörden biri haline geldi.

Sahada bazı sıkıntılar çıksa da, Astana süreci günümüze kadar güçlenerek devam etti. Türkiye, Zeytin Dalı Harekatıyla da bu süreç sayesinde başarıyla Afrin'i terörden temizledi. İşte burada bir kırılma noktası oldu. ABD'nin eski Ankara Büyükelçisi James Jeffrey, 26 Mart 2018 tarihinde Habertürk'e yaptığı açıklamada, ülkesinin politik hedefini itiraf etmişti: "Münbiç stratejikti çünkü YPG o bölgeden Afrin’e ilerleyebilirdi." Zeytin Dalı Harekatı işte bu hedefi paramparça ederek çöpe attı. Aynı dönemde Irak'ı parçalayacak gayri meşru referandumun da, bölgesel işbirliğiyle geçersiz hale getirildiğini de hatırlayalım.

Yukarıda saydığımız askeri ve politik hedefler bakımından ABD artık yıllardır yaptığı planların çöpe gitmemesi için harekete geçti. Washington'un hedefinde artık PYD ve Barzani bölgesindeki kazanımlarını korumak vardı. Bu nedenle ilk olarak Astana süreci ve Türkiye-Rusya ilişkileri hedef alındı. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Heather Nauert'in Zeytin Dalı Harekatı sürerken 22 Şubat'ta yaptığı "Astana süreci iflas etti" açıklaması bu çerçevede değerlendirilebilir. Ayrıca Rusya'yı çevreleyerek ve Türkiye'yi de Rusya ile gerilimin içine katarak bu stratejisini devam ettirdi. Özellikle Skripall olayında Türkiye de Rusya'ya karşı pozisyon almaya zorlandı. Ancak Ankara bu oyuna gelmedi. Hatta Ankara ve Moskova işbirliğinde daha ileri adım atarak Akkuyu Nükleer Santral açılışını ve daha birçok anlaşmayı 3 Nisan'da imzaladı. Ankara bir gün sonra da Astana 3'lüsünün liderler zirvesine evsahipliği yaptı. Zirve sonrasında yapılan değerlendirmelerin ortak noktası, Suriye'de üç ülkenin liderliğinde bir çözüme doğru ilerlendiğiydi.

İşte tam bu dönemde patlayan kriz, Türkiye'yi NATO müttefikleri ile Astana'daki ortakları arasında bıraktı. Elbette ulusal çıkarlar ve kimyasal iddiaları dolayısıyla insani çerçevede ele alınması gereken bir durum var. Ancak gerek rejimin gerek bölgedeki bazı terör örgütlerinin yıllardır kimyasal kullandığı iddialarına karşı sesini çıkarmayan ve kaosu derinleştirmeyi amaçlayan ABD ve müttefiklerinin tam da böyle bir dönemde bu çıkışları yapması kimseye inandırıcı gelmiyor. Şunu unutmayalım Astana Süreci'nin bozulması kesinlikle Türkiye'nin elini zayıflatacaktır.

Hiç yorum yok: