26 Aralık 2016 Pazartesi

EL BAB MESELESİNE PKK/PYD TERÖR ÖRGÜTLERİ NASIL YAKLAŞIYOR?

Son günlerde El Bab’dan gelen şehit haberlerinin ardından adeta düğmeye basılmış gibi “Suriye bataklık, çekilelim” sesleri yükselmeye başladı. Bu söylemin sahipleri, hükümeti eleştirerek Fırat Kalkanı harekatını sonlandırmamız, başta El Bab olmak üzere Suriye’nin kuzeyinde harekat yaptığımız topraklardan çekilmemiz gerektiğini öne sürüyor.  Üzücü olan bu koronun propagandasına, samimiyetlerinden şüphe bile duyulmayacak dostların da katılması. Peki söyledikleri gibi Fırat Kalkanı harekatı Türkiye’yi bataklığa mı sürüklüyor? Bu sorunun yanıtını aramak için PKK ve PYD kaynaklarında bir tarama yapmakta fayda gördüm. Çünkü bu yapının hedefinde Türkiye'nin olduğunu cümle alem biliyor. Yani onların söyledikleri, aslında bu sorunun yanıtını göstermesi bakımından çarpıcı veri sunacaktır. Ayrıca sosyal medya üzerinden benzer söylemli propagandaya kanan samimi dostlarımızın da, hiç değilse eleştirilerini bu verileri göz önünde bulundurarak yapmalarında fayda olacaktır.

Fırat Kalkanı harekatının kritik iki tane hedefi öne çıkmış durumda:

1- Başta IŞİD olmak üzere bölgedeki terör örgütlerini Türkiye sınırından uzaklaştırma ve onların saldırı gücünü minimize etme, mümkünse yok etme.
2- PYD terör örgütü eliyle yürütülen ve Washington koridorlarında hazırlanan (Bunu Aysel Tuğluk kendisi söylüyor-CB) koridoru kesmek.

Ancak yetkililer sadece El Bab’ın kontrolünü ele alıp koridoru kesmeyi değil, Türkiye’yi de hedef alan terör saldırılarının merkezi konumundaki PYD terör örgütü kontrolündeki bölgelere operasyon yapacağını da vurgulamaya başlamıştı. Çünkü geçen yıl yapılan ve şehir merkezlerinde de şiddetli süren terörle mücadelen tutun son olarak Beşiktaş ve Kayseri saldırılarına kadar tüm saldırıların merkezi bu bölgeydi. PYD'ye verilen silahlar, mühimmatlar askerlerimizin, polislerimizin, korucularımızın ve vatandaşlarımızın şehit olmasına neden olmuştu. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bu harekatının PKK’yı rahatsız etmesinin nedeni de buydu. Terör örgütünün Suriye’deki iç savaştan faydalanarak elde ettiği 4 yıllık kazanım tehlikeye girmişti. Bunun için Türkiye içinde birileri de harekete geçirildi. Beşiktaş ve Kayseri'deki şehitlerimize ağız ucuyla "kınama" yayınlayanlar, algı operasyonu olduğu net olan bir video üzerinden "Türk askerini savunan" pozisyonlara geçmiş, eylemler yapmışlardı. Oysa aynı kişileri ve grupları PKK saldırıları sonucu şehit olan askerlerimiz, polislerimiz için bir eylemde görmemiştik. PKK'nın istediği de buydu. Çünkü onlar çok iyi biliyordu ki, bu harekat terör bataklığına büyük darbe indirecek. 

PKK KANADI
Okuduğumuz yayınlarda, açıklamalarda, yazılarda El Bab operasyonundan en fazla rahatsız olanların başında Kandil’deki PKK elebaşları olduğunu görüyoruz. 
Örneğin değerli Abdullah Ağar’ın Başyılan tanımını kullandığı Murat Karayılan’ı ele alalım. Bilindiği üzere Karayılan terör örgütünün silahlı kanadı HPG’nin başındaki isim ve örgüte yön veren kadronun içinde bulunuyor. Karayılan, bundan iki ay önce 24 Ekim’de terör örgütünün yayın organı ANF’ye verdiği röportajda, hedefin kendileri olduğunu kabul ederek şu ifadeleri kullanıyor: “Burada Türk devleti, demokratik Suriye’nin oluşmasına ve Kürtlerin bu demokratik Suriye’de statü hakkı kazanmasına karşı bir saldırı içindedir. Yani Türk devletinin Şehba’ya[*] saldırısı demokratik Suriye ve Kürt statüsüne karşı bir saldırısıdır. Açıkça bir Kürt düşmanlığı vardır.”
Kürt düşmanlığı ifadesiyle çarpıtma yapan ve aslında Türkiye’nin PYD’yi hedeflediğini kabul eden Karayılan, aynı röportajda YPG ile bağlarının olmadığını da ileri sürüyor.

Yakın zamana gelince ve özellikle TSK El Bab’ın kapısına dayanınca bu yayınların arttığını görüyoruz. PKK terör örgütünün bir başka elebaşı Muzaffer Ayata, endişelerinin perde arkasını 3 Aralık’ta yine ANF’ye verdiği röportajda şu şekilde açık ediyor: “Mesela Türkiye diyor Minbic’i de alacağım. Minbic’de Kürtler yüzlerce şehit ve yaralı verdiler. Bu, Türkiye’ye ikram için olmadı. Cerablus’u kolay aldılar, çünkü savaşmadılar. DAİŞ Türkiye’ye bıraktı. Şimdi ‘Bab’ı alacağım, kendi planımı uygularım, Amerika’yı dinlemem’ diyor. Öyle olunca Türkiye’ye ‘dur, bir yerde sınırlarını bil, söylenenlere bağlı kal’ dediler.”

Ayata devam ediyor: “Türkiye orada belli ki sınırları aştı. Daha önce Cerablusa girme üzerine anlaştıkları konuların ötesine geçti. Sadece Cerablus dendi baktılar ki Kuzey Suriye Demokratik güçleri Minbic’i aldı ve Efrîn’e kadar gidecek, DAİŞ onların karşısında tutunamıyor. Türkiye de bu tavizleri vererek aceleyle Cerablusa girdi. Kürtlerin önünü kesme ağırlıklı yani sınırlarımızı Kürtler tutmasın diye. Sonra El-Babı alacağız, Minbic’i alacağız diye uyarılar oldu. Amerikalılar hava desteği vermediklerini söyledi. Minbic’in Suriye demokratik güçleri tarafından boşaldığını söylediler. Yani savaşsız bir çözüm bulmak istediler. Kürt güçleri Fırat’ın doğusuna çekilmiş. Türkiye bununla yetinmiyor.”

Yine Kandil’deki ele başlarından Duran Kalkan’ın 23 Aralık’taki röportajında kullandığı ifade, günlerdir Türkiye’de birilerinin kullandığı ifadeyle aynı: “AKP iktidarını ve Türk ordu gücünü çökertecek bir savaş ortaya çıkabilir. Bütün ihtimaller vardır. AKP nasıl ki, Kürtlere karşı ‘milli seferberlik’ ilan ederek Türkiye’yi içerde bir felakete sürüklüyorsa Cerablus’tan girip şimdi de Bab’a doğru askeri olarak ilerlemeye çalışmasında da benzer ve ikinci bir felaketi oluşturuyor. Yani bir batak olabilir, oraya gömülebilir.”

Terör örgütünün yayın organlarından Yeni Özgür Politika’da 16 Aralık’ta yayımlanan “haber”de de şu ifade dikkat çekiyordu: “Türkiye’nin amacı çeteleri ile birlikte Bab’ı işgal ederek Kürt kantonlarının birleşmesini önlemek.”

PYD KANADI
Fırat Kalkanı’ndan daha fazla rahatsız olan ise KCK terör yapılanmasının Suriye ayağı PYD terör örgütüydü. 24 Ağustos’ta başlayan harekatın başlangıcından itibaren Türkiye’ye tehditler savuran örgütün elebaşı konumundaki Salih Müslim 31 Ağustos’ta, bataklık kelimesini ilk kullananlardan biri oldu:

“Türkiye bölgede bir tampon bölge mi kurmak istiyor?
Zaten yapmak istediği bu. Ama hayat bulamaz. Çünkü başta ABD olmak üzere herkes Türkiye’ye gülüyor. Türkiye’nin oradaki tampon bölge kurma amacı bölgenin demografik yapısını değiştirmek. Kürtleri orada sürüp, yeni başka grupları oraya yerleştirmektir. Herkes bunu reddediyor.
Türkiye bilinçli olarak mı çekilmek mi isteniyor?
Evet, aynen öyle. Türkiye'nin de bu bataklığın içerisine girmesini istiyorlar. Ve bu bataklıktan da çıkamaz.”

Müslim bu açıklamaları yaparken Brüksel’deydi.

Türkiye adım adım bölgede ilerleyerek PYD ve IŞİD üzerinden uygulanan planı bozmaya başladı. Bunun üzerine tartışmayı El Bab üzerine çekmeye çalıştılar.

Salih Müslim 22 Kasım’da yaptığı açıklamada Türk Silahlı Kuvvetleri’nin El Bab’a ulaşamayacağını ileri sürdü: “Bizim için El Bab’ın kuzeyindeki köyler çok önemli. Tabii Türkiye baştan beri dillendirdiği güvenli bölge planını uygulamanın peşinde. Demografik değişiklikler yapmanın peşinde. Bir yandan da DAİŞ ile ilişkisinin kopmasını istemiyor. Bu sebeple de tankıyla, topuyla ve savaş uçaklarıyla oraya giriyor. Şimdiye kadar El Bab’a ulaşmış değil. Ulaşabileceğini de sanmıyorum.”

Müslim bu  açıklamayı da Londra’da yaptı.

Oysa TSK El Bab’a adım adım ilerlemiş, hatta 29 Kasım’da PYD’nin ilerleme yolu olan Münbiç-El Bab yolunu kontrol altına almıştı. Yani terör örgütü adım adım paniklemeye başladı. TSK gerekli hazırlıkları yaptıktan sonra girilemez dedikleri El Bab’a giriş yapmaya başladı. Meskun mahal mücadelesi olması, Rakka operasyonun ertelenmesi nedeniyle IŞİD’in militan ve silah/mühimmat sayısını arttırması, kentte çok sayıda sivilin olması vs. nedenlerle mücadele çetin geçmeye başladı. PKK terör örgütünün “gazetecisi” Amed Dicle, 18 Aralık’ta “Suriye’nin kuzeyindeki gözlem” yazısında Türkiye’nin El Bab, Münbiç, Afrin ve Tel Abyad’a saldırması durumunda sonucun Türkiye açısından felaket olacağı tehdidini savuruyordu.

Bu dönemde Türkiye’nin Rusya ve İran ile birlikte Moskova’da ortak bir deklerasyona imza atması PYD’yi panikletti. PYD terör örgütünün bir organı olarak kurulan, ancak başka etnik unsurlar da serpiştirilerek kurulan sözde Demokratik Suriye Meclisi eşbaşkanı İlham Ahmet, Türkiye’nin El Bab operasyonunu ve 3’lü zirveyi eleştirerek şunları söyledi: “İran, Rejim, Rusya ve Türkiye’nin katıldığı bir toplantıdır. Muhalefetin yer almadığı bir toplantıdır. Rejimin elini güçlendiren tarafların organize ettiği ve gerçekleştirdiği bir zirvedir. Bu yüzden sonuçları da Suriye’deki sorunlara çözüm getirecek bir toplantı değil. Toplantı öncesi askeri hamleler başlattılar. Elde ettikleri sonuçları şimdi bu toplantı ile siyasal bir sonuca dönüştürmek istiyorlar. Müzakereler öncesi yapılan hamlelerdir. Yani şöyle bir sonuca gitmek istiyorlar; artık muhalefet kalmadı, hangi güçlerle müzakere edilecek diyecekleri bir noktaya getirmek istiyorlar. Suriye’nin iç işlerinde en fazla eli olan devletler anlaşıp çözdük demeye getirecekler gibi bir durum var.”

Bunlar gibi onlarca açıklama, yazı, çizi var. Bu açıklamalardan çıkardığımız sonuç, terör örgütünün Türkiye El Bab’a ilerleyip koridor planını bozduktan sonra, Türkiye’ye bombalı, silahlı saldırı olarak dönen Suriye’nin kuzeyindeki terör yapılanmasını hedef alacağını açıklaması, terör örgütünü panikletti. İstedikleri, uluslararası (bu kelime de nedense hep Batı dünyası için kullanılır) kamuoyunun baskısı ile kendilerinin muhatap alınması ve terör yapısının oluşmasıydı. Bu özlemlerini de PKK/PYD’li biri değil, liberal Yavuz Baydar yazıyordu: “Suriye ve Irak’ta üreyen Cihadist IŞİD ve El Kaide barbarlığına karşı tek savaşma gücü olan, seküler yerel Kürtlerle(PYD terör örgütü yerine bu tanımı kullanıyor-CB) güçleri birleştirecek; onların Türkiye sınırı boyunca özerk yapılar kurmasına, böylece Türkiye ile İslam radikalizmi arasında tampon alan kurmasına izin verecektiniz.”
TSK koridor hayallerini çöpe atmak üzereydi. PYD ve PKK bu kadar rahatsızken, tersten bir psikolojik harekatla TSK'nın oradan çekilmesini talep etmek, birilerinin 15 Temmuz da dahil olmak üzere yapılan kanlı provokasyonlarına hizmet etmekteydi. Bataklık sözüne itirazımız olmayabilir. Ama TSK batağa saplanmak için değil, o bataklığı kurutmak için o bölgede bulunuyor. 





[*] Şehba, örgütün Mare, Münbiç, El Bab, Cerablus kentlerini kapsayan bölge için kullandığı ad.

Hiç yorum yok: