11 Temmuz 2010 Pazar

HAZRETİ İSA'YI TÜRKLER Mİ ÖLDÜRDÜ

Şu sıralar Hasan Cemal'in PKK'nın Kandil'deki bir numarası ve KCK Yürütme Konseyi Başkanı Cemal kod adlı Murat Karayılan'la yaptığı söyleşiyi yeniden okuyorum. Orada Hasan Cemal'in bir ifadesi dikkatimi çekti. Kendimizi sorgulamamızı öneriyor Hasan Cemal.

Son terör saldırıları ile birlikte Türkiye'de yine benzer bir şekilde “kendimizi sorgulayalım” söylemi ön plana çıkarıldı.


Elbette sorgulayalım. Hatalarımızı gözden geçirelim, bunlardan arınmanın yollarını bulmaya çalışalım, olumsuzu olumluya çevirelim, bir daha acı yaşamayalım diye evet kendimizi sorgulayalım. Onların önerdiği metoda katılmasam ve mücadelenin farklı yöntemlerle yapılması gerektiğine inansam da “kendimizi sorgulayalım” mantığına katılıyorum.

Ayrıca sorgulamayı illaki kötü bir sonuçla karşı karşıya kalınca yapmayalım. Olumlu hamlelerimizi de sorgu süzgecinden geçirelim ki, iyiyi daha yükseğe çıkartalım, huzurumuzu bozmayalım ve bozmak isteyenlere de fırsat vermeyelim.

Ancak bazı gazeteci ve yazarların bir saplantısı var. “Her hatayı Türkler yapar” saplantısı bu. Türkiye Cumhuriyeti, Türk milleti ağzıyla kuş tutsa yaranamayacak bunlara. Bu saplantı, son yıllarda iyice arttı.

Şimdi birileri diyebilir ki, “Aydın sorgulayandır. Çevresinden başlayarak, her olayı, zulmü, baskıyı vs. korkmadan, cesaretle söyleyen, mazlumun yanında olandır.” Katılıyorum, aydın sorgular, mazlumun hakkını arar, haksızlığa karşı göğsünü siper eder. Suçluyu yargılasa bile suçu oluşturan altyapıyı inceler, irdeler, tahlil eder, hataların, eksiklerin analizini yapar ve o suçun zeminini ortadan kaldırmaya çalışır. “Suçu kazırsan altından insan çıkar” diyerek, suçlunun da aslında masumiyetini insanlara empati yaptırarak anlatır.

Aydın sadece bireysel veya örgütsel suçlarda bunları yapmaz. Ülkelerarası, milletlerarası ilişkilerde de bu mekanizmayı harekete geçirir, insanları sorgulamaya iter.

Ancak sadece kendi hükümetini, çevresini, milletini sorgulayan değildir aydın. Aydın herkesi, her yapıyı, her yönetimi, her hükümeti, her devleti sorgulamalıdır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni sorguladığı gibi başka devletleri de sorgulamalıdır.

Bütün bunları anlatmamın nedeni, son yıllarda oluşturulmaya çalışılan hakim söyleme kafayı takmam. Nedir bu söylem? “Statüko, nefreti hakim kılmıştır. Hep nefret ve inkar üzerine politika üretildiği için Ermeni, Kıbrıs ve Kürt meselesi çözülmüyor."

Bunu sorgulamaya başlamadan önce gelin size bir fıkra anlatayım. Aslında fıkra değil, yaşanmış bir olay. Ancak okuyunca anlayacaksınız ki, fıkra gibi. Ama trajik yönü de var. Bana anlatan kişi ise Birinci Ordu Eski Komutanı Emekli Orgeneral Ergin Saygun.

Savunma muhabirliği yaptığı dönemde, Saygun Paşa ile yaptığımız bir sohbette, konu Kıbrıs'a gelince Saygun Paşa şimdi yazacağım olayı anlattı. Olay şöyle:

Kıbrıs'ta Rum Yönetiminin bir Milli Eğitim Bakanı bir ilköğretim okulunu ziyarete gider. Okulda gezer ve bir sınıfa girer. Çocuklara bir soru sorar. Der ki;

- Söyleyin bakalım Hz. İsa'yı kim öldürdü?

Abartısız bütün çocuklar aynı anda bağırır:

- Türkleeeerrr

Rum Bakan önce şaşırır ve sonrasında tebessüm ederek sözlerini şu şekilde tamamlar:

- Cevabınız yanlış ama mantığınızı beğendim.

Olay bu.

“Mantığınızı beğendim”. Şu anlama geliyor bu sözler: “Söylediğiniz yanlış olsa bile, bütün büyük suçları Türklerin işlediğine olan inancınız, beni memnun etti. Aferin size.”

Bu söylediği kişiler ise, ilköğretim çağındaki Rum çocukları.

Hani Türk Milleti için birileri şu söylemi ön plana çıkardı: Yükselen milliyetçilik, nefreti hakim kıldı. Herkesten nefret eder hale geldik. Herkesi düşman olarak görüyoruz. Aslında bu bilinçli bir politikadır. Statükonun devamı için gereklidir. Bu nedenle bu söylemlerle mücadele etmeliyiz. Biz bunu yenersek bütün meseleler çözülür.

Çözülür mü acaba? Merak ettim. (Başbakan'ın tabiriyle) Velev ki, biz (aslında kaale alınmayacak küçük bir azınlık dışında milletimizde kesinlikle yer edinemeyen) bu yabancı düşmanlığından vazgeçtik. Acaba onlar bize kucaklarını açmış bekliyorlar mı?

İnternette küçük bir araştırma yaptım ve aşağıda aktaracağım bazı olaylarla karşılaştım: Örneğin:

- Kıbrıs Rum Kesimi'nde yıllarca “The best Turk is the dead Turk” yani “En iyi Türk ölü Türk” tişörtleri basıldı ve satıldı. (Yalçın Doğan, “En iyi Türk ölü Türk’tür”, Hürriyet, 13 Temmuz 2007) Muhtemelen devam etmekte.

- Yine geçen sene Temmuz ayınca, Rum gençler düzenledikleri eylemde çeşitli pankartlar ve Yunan bayrakları ile Ledra Palas Sınır Kapısına yürüdü. Eylemde Rumca olarak Türkiye ve KKTC’yi hedeflenerek atılan sloganlar arasında “En İyi Türk Ölü Türk” vardı. (Volkan Gazetesi, 24 Temmuz 2009)

- Ocak 2003'te Irak'ı işgale hazırlanan ABD'nin o dönemki Merkez Kuvvetleri Komutanı (CENTCOM) Tommy Franks, askerleri ile yaptığı bir toplantıda “Türkler ABD'ye destek vermeye yanaşmazsa” yönündeki bir soruya “Fuck Turkey. Fuck their families. Fuck their dogs” (S..... Türkiye'yi. Sülalerini s...... Köpeklerini s......) yanıtını vermiş. Bu ABD'de yayımlanan bir kitapla ortaya çıktı ve kitabın basımının üzerinden yaklaşık 4 sene geçtiği halde yalanlanmadı.

- Ermeni asıllı müzik grubu System of a Down (SOAD), bir konserinin biletinin üzerine “Türkler ve köpekler giremez” notunu düştü.

- Almanya Merkez Bankası yöneticilerinden Thilo Sarrazin, yaptığı bir konuşmada "Türk çocukları yüzünden Berlin aptallaşıyor" ifadelerini ve daha birçok hakareti milletimize yöneltti. (www.cnnturk.com yazarı Erhan Merttürk, 6 Ekim 2009) (Sarrazin halen bu görevini sürdürmekte)

- Bir Türk kızına aşık olan Yunan Subayı tam da düğün günü “Türkler babamı öldürdü, anısı önünde saygı duruşunda bulunalım” dedi. Türk gelin salonu terketmesi ve konukların tepki göstermesi üzerine de "Siz kültürsüz Türklersiniz" diye hakaret etti.

İşte ister yönetici, ister müzisyen, ister vatandaş gözünde bazı ülkelerdeki Türk ve Türkiye düşmanlığı üzerine birkaç örnek.

Türkiye'de başka ülkelerin insanlarına, başka milletlere yönelik de bu tür hakaretler yok mu? Kesinlikle var. Bunu reddetmiyorum. Ancak;

“E..... dölü” lafına haklı olarak kafayı takanların, Türklere yönelik hakaretlere sessiz kalmaları, art niyet ifadesi değilse nedir diye sorasım geliyor. Bir sorun varsa toptan halletmek gerekmiyor mu?

“Ermenilerden özür dilersek sorun ortadan kalkar, Kürtler PKK'yı önemsiyor bu nedenle PKK'yı muhatap alalım, Kıbrıs'ta Rumları anlamaya çalışalım vs.” sözlerini söyleyenlerin Türklere yönelik bu söylemler ve PKK'nın eylemleri için Türkiye'ye hasmane tutum alan ülkelerdeki dostlarına bir sitem yollamaları gerekmez mi?

Aydın sıfatını isminin önüne koyduran insanların, ağır sorumluluğu vardır. Bu sorumluluğu kaldırmak elbette kolay değil. Ancak ülke dışına çıkınca “Biz şu kadar Ermeni'yi şu kadar da Kürdü öldürdük” diyerek ödüller alanların, aydın olarak yansıtılmasına itirazım var. Nedeni, Türk halkının gerçek aydınlarına haksızlık edildiğini düşünmem.

Gerçek aydın demişken yazıma, Can Baba'nın (Yücel) bir yaşanmış olayı ile son vermek istiyorum. Bu hikayeyi bizzat büyük sanatçı Tolga Çandar'dan dinlemiştim. Bu olayı da onun ağzından yazacağım. Çandar adı geçen olayı şu sözlerle anlattı:

Bir dizi etkinlik için Yunanistan'daydık. Can Baba da katılacaktı bize. Biz önce gitmiştik Yunanistan'a. Sonrasında Can Baba'yı almaya havaalanına gittik. Havaalanına indiğinde uçakta sigara içemediği için çok sinirliydi. Aklına ne geliyorsa, sövüp sayıyordu. Hatta kendisine bile sövüyordu. Her neyse Can Baba'yı aldıktan sonra Atina'da organizasyon içinde yer alan basın toplantısının yapılacağı yere geldik. Yunan basını oradaydı. Sorular soruldu yanıtlar verildi. Toplantının sonuna doğru en arkalardan yaşlıca bir kadın soru sormak istedi. Can Baba tecrübeli adam. Kadının sorusu sırasında kullandığı dilden, kadının niyetini anladı. Kadın sürekli Türkiye'de insan haklarının ihlal edildiğini, Türklerin kaba, barbar insanlar olduğunu vs. anlattıktan sonra bir soru sordu:

- Türkiye'de hayvanlara bile kötü muamele yapılıyormuş. Örneğin (adını tam hatırlayamadığım) bir adada eşeklere kötü muamele yapılıyormuş. Eşeklere yapılan bu muameleyi nasıl yorumluyorsunuz?

Can Baba kadının niyetini anlamıştı. Kadının maksadı, Türkiye'yi ve Türkleri bir Türk'ün ağzından aşağılatmaktı. Yıllarca aydın sorumluluğuyla, en büyük güçleri bile karşısına almaktan çekinmeyen Can Baba, istifini hiç bozmadan şu yanıtı verdi:

- Sen gel. Sana bir şey yapmayız.

Hani diyordu ya bir şiirinde babası Hasan Ali Yücel'i anlatarak “Hayatta ben en çok babamı sevdim” diye. İşte biz de millet olarak hayatta en çok seni ve senin gibi aydınları sevdik Can Baba. Nur içinde yat...

Hiç yorum yok: