20 Nisan 2009 Pazartesi

HALEPÇE KÜRTÇÜLERİN NE KADAR UMURUNDA?!...

Ceyhun BOZKURT- 16 Mart 1988’de, Irak’ın Halepçe kasabasına kimyasal bombalar atılmış ve binlerce insan hayatını kaybetmişti. Bu olayın her yıldönümünde dünyanın her tarafından emperyalizmin kontrolündeki güçler eylemler düzenliyor ve güya olayı protesto ediyorlar. Türkiye’de de yine bölücü örgüt sempatizanları ve militanları sokaklara dökülüyor, eylemler yapıyor, her fırsatta Türkiye Cumhuriyeti’ne nefretlerini kusuyorlar. Peki 16 Mart’ta gerçekte neler oldu? Barzani, Talabani ve Türkiye’deki bölücüler bu tepkilerinde samimi mi? Gelin bundan 21 yıl öncesine doğru bir yolculuk yapalım ve bakalım, ölen masumların üzerinden yürütülen siyasetin ne kadar doğru olup olmadığını görelim.


Öncelikle, o dönemin gelişmelerini iyi hatırlayalım: 1988 yılının Mart ayına gelindiğinde 8 yıl süren İran-Irak savaşının artık sonuna geliniyordu. Bu savaşta iki tarafta çok sayıda kayıp vermişti. O dönem İran, Irak’taki muhalif unsurlarla da temaslarını ve işbirliğini artırmıştı. Bu unsurların içinde Irak’taki Kürt grupları da vardı. Bu grupların desteğiyle İran birlikleri Irak’ın kuzeyinde Türk sınırına yakın bölgeler de dahil olmak üzere sızmalar yapıyor ve Irak birliklerine darbeler indiriyordu. İran birliklerinin sızdığı bölgelerden biri de Halepçe idi.

Halepçe, İran sınırından birkaç kilometre uzaklıktaki bu küçük kasabaydı ve çok yoğun günler yaşıyordu. O dönemin Irak istihbarat birimleri, Süleymaniye ve Irak ordusu birinci kolordusundan gelen istihbarat raporlarında, İran ajanları ve Tahran rejimi tarafından yeni ortaklaşa eylem planının yapıldığı konusunda uyarılar yapılıyordu. İstihbarat birimi “Emn”e göre İran devrim muhafızları destekli Celal Talabani kontrolündeki KYB peşmergeleri ve İran bu bölgede Irak’a karşı ikinci bir cephe açtı. (Şimdinin Irak Cumhurbaşkanı yapılan kişisi, zamanında ülkesinin başka bir ülke ile savaşında ihanet sayılabilecek bir uygulamaya imza atmış demek ki.) Bu çerçevede bu güçler Halepçe’nin kontrolünü tamamen ele geçirmek için saldırılarını yoğunlaştırdı.

Dönemin Irak istihbarat raporları, Mart’ın ilk iki haftasında, peşmergelerin ve İran devrim muhafızlarının Halepçe’nin batısında yoğunlaştıklarını ve İran kuvvetleri tarafından komşu kasaba Seyid Sadık’ın bombalandığını bildiriyordu. Ali Kerküklü, “Ortadoğu’da Şeytan Üçgeni” adlı kitabında, 13 Mart’tan itibaren İran birliklerinin Halepçe’ye sızmaya başladığını ve 15 Mart’tan itibaren Halepçe sokaklarında gövde gösterisine başladığını belirtiyor. Halepçe sokaklarında “Allahu Ekber, Humeyni rehber” diye slogan atan İran askerleri ayrıca insanlara Kerbela ve Necef şehirlerinin ne kadar uzaklıkta olduğunu soruyorlardı. Hatta İran destekli Irak İslami Hareket Partisi militanları, işgal ettikleri Emniyet ve istihbarat binalarında zaferlerini kutluyorlardı.[1]

Buna Irak’ın çok sert bir yanıt vereceği belliydi. 16 Mart sabahı kalkan Irak uçakları öğleye doğru yoğun hava saldırısı başlattı. Bu saldırıda kimyasal gazlar da kullanıldı. Ali Kerküklü, yıllardır on binler olarak ifade edilen ölü sayısını ise bir Kürt araştırmacı olduğunu söylediği Shorsh Resool’a dayandırarak 3 bin 200 olarak veriyor. Ölenler içinde İran askerlerinin olduğu da iddia ediliyor.

Ali Kerküklü’nün bu bilgilerini güçlendirici bir başka açıklama da Irak Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Derneği Ankara Şube Başkanı Mahmut Kasapoğlu tarafından yapıldı. Kasapoğlu, Halepçe’ye yönelik saldırıda İran birliklerinin hedeflendiğini, Barzani ve Talabani’ye, Irak yönetimi tarafından İran birliklerine yönelik “kimyasal kullanılacağı” bilgisinin verilerek bölgeyi 48 saat içinde boşaltmalarını, ancak bu ikilinin bu talebe riayet etmediğini söylüyor. Kasapoğlu, Barzani ve Talabani’nin adamlarının bölgeden kaçtıklarını ancak savunmasız halkın Halepçe’de tutulduğunu kaydediyor.[2]

Saldırıdan kısa bir süre önce Celal Talabani’nin, bu saldırıların sorumlusu olarak gösterilen İzzettin El Duri ve “Kimyasal Ali” lakaplı Ali Hasan El-Mecit’le halay çekerken fotoğraflarının olması da dikkat çekici.[3]

Yine ABD’de o dönemlerde konu ile ilgili önemli bir tartışma yaşanıyordu. Başını, Dr. Stephen Pelletiere gibi Kürt uzmanlarının çektiği bir grup, Saddam Hüseyin’in 1988’de Kürtleri açıkça hedef almadığını, ancak Irak ile İran’ın birbirine attığı kimyevi başlıklı bazı füzelerin bazılarının Halepçe üzerine düştüğünü ileri sürüyor.[4]

Araştırmacı-Yazar Hakkı Öznur da “Cahşların Savaşı” adlı kitabında benzer bilgileri paylaşıyor.[5] Ancak aynı eserde, kimyasal bombardımanının, Irak Ordusu tarafından yapıldığı da dile getiriliyor.

Prof. Dr. Ümit Özdağ da Halepçe olayını şu ifadelerle anlatıyor: “Halepçe saldırısı öncesinde Saddam Hüseyin’in bölgeye kimyasal silahlarla saldıracağını bilen Halepçe halkı şehri terk ederek dağlara kaçmak istemiş ise de kendilerine İran ordusu tarafından gaz maskesi dağıtılmış olan KDP’li peşmergeler bu kaçışı engellemişlerdir.”[6]

Bu arada bir ciddi iddia da bu saldırıyı aslında Irak’ın değil, İran’ın yaptığı yönünde. Hatta eski Devlet Başkan Yardımcısı Tarık Aziz, Enfal Davası sürerken mahkemeye verdiği ifadede saldırıyı İran’ın gerçekleştirdiğini savunarak “O dönemde kullanılan zehirli gaz sadece İran'ın elinde bulunuyordu, bunu uzmanlara sorabilirsiniz” demişti.[7]

Yazdıklarımız sizi aldatmasın. Kimse böyle bir saldırıyı kabullenmiyor. Kimyasal silah bir insanlık suçu. Sonuçta savaş hali bile olsa, savaşın da bir hukuku bulunuyor. ABD’nin Irak’ta, İsrail’in de Filistin’de benzer silahları kullandığı yönünde ciddi emareler, bilgiler geliyor. Ancak bu iki ülkeye kimse sesini çıkaramıyor. Aynı ABD, Halepçe olayından sonra da 2 yıl boyunca sesini çıkarmamıştı. Ne zaman, ABD destekli Arap ülkelerinin teşvikiyle Irak Kuveyt’e girdi, işte o zaman kıyamet koptu. Bütün bunlar ve günümüzde geldiğimiz nokta göz önünde bulundurulduğu zaman akıllara takılan sorular şöyle:

- Halepçe’de, 16 Mart 1988 tarihinde gerçekte neler oldu?

- Bir kimyasal saldırı yapıldıysa bunun sorumlusu Irak mı İran mı?

- Böyle, sürüncemede kalmış bir trajedi konusunda, Barzani ve Talabani neler biliyor?

- Bu saldırıdan önce Barzani ve Talabani’ye bilgi verildi mi?

- Barzani ve Talabani, bilgi aldıysa neden oradaki masum insanları kasabada tuttular?

- O dönem Halepçe bölgesinde yer alan Peşmergelere İran tarafından gaz maskeleri dağıtıldı mı?

- Talabani, Kimyasal Ali ve İzzettin El Duri ile saldırıdan kısa bir süre önce neden bir araya geldi?

- Savaş sırasında, savaşılan ülke İran’la anlaşan ve İran birliklerinin kendi topraklarına sızmasına destek veren Barzani ve Talabani, “hain” sıfatını taşımıyor mu?

Rahmetli Gazeteci-Yazar Turan Yavuz, “Çuvallayan İttifak” kitabında çok çarpıcı bir olayı alıntılandırmıştı. Yavuz, Newsday Gazetesi’nden Mohamad Bazzi’nin 8 Nisan 2005 tarihli bir yazısından aldığı ifadeyi, adı geçen kitabının girişine koymuştu. Bu alıntı aynen şöyle:
“2003 Nisan ayında ABD askerleri Bağdat’a girmek üzereyken, Mesut Barzani ve Celal Talabani bir avuç yabancı gazeteci ile Dukan Gölü kıyısında bir yemekte buluştu. Masada kızarmış bir bütün kuzu, tavuk şiş ve çeşit çeşit yemek vardı. Yemeğe oturmadan önce Talabani bizleri uyardı: ‘Masada fotoğraf çekmeyin. Biz dünyaya Kürtlerin eziyet çeken bir toplum olduğu imajını yaymaya çalışıyoruz. Bu masa, bu imaja yardım etmez..’”[8]

Acaba Halepçe de çok daha büyük bir mazlum edebiyatı oluşturmak için önceden planlanan ve binlerce masum Irak Kürdünü kurban seçen büyük bir kurgu muydu?

[1] Ali Kerküklü, Oyun İçinde Oyun, Ortadoğu’da Şeytan Üçgeni, Türkler ve Kürtler, Kum Saati Yayınları, İkinci Baskı, 2006, s. 292
[2] Halepçe Halayı, Yeniçağ, 9 Ekim 2006
[3] Agy.
[4] Turan Yavuz, ABD’nin Kürt Kartı, Milliyet Yayınları, Birinci Basım, Nisan 1993, İstanbul, s. 124
[5] Hakkı Öznur, Cahşların Savaşı, Altınküre Yayınları, Birinci Baskı, Nisan 2003, Ankara, s. 304
[6] Prof. Dr. Ümit Özdağ, Jeopolitik Stratejik ve Terör Dizisi 1, Türkiye, Kuzey Irak ve PKK, Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi Yayınları, Birinci Baskı, Ankara, 1999, s. 54
[7] "Halepçe'nin sorumlusu İran", Sabah, 6 Mart 2007
[8] Bu yemek ve daha birçok benzer ayrıntı için bkz. Turan Yavuz, Çuvallayan İttifak, Destek Yayınları, Dokuzuncu Baskı, Ankara, Mart 2006

Hiç yorum yok: